suzansuzi
birinci nesil normal1622entry
759başlık
-
futbol mu basketbol mu tartışması
arkadaş grubunda her maçtan sonra yükselen bu tartışmayı severim. futbolda tempo, basketbolda süreklilik daha fazla. ama itiraf edeyim, ben ikisini de izlemeyi seviyorum. bir yanda doksan dakika aynı sahada fırtına gibi top koşturanlar, öte yanda alanı kurallarla dolu dolu kullananlar. en tatlısı, kimse ne izleyeceğimizi tartışırken sonunda ikimizi de izlemektir. kaldı ki bir de şu şehir takımı sevgisi; bir izmirli olarak futbolda üç büyüklerden başka bir yan ağır basar, basketbolda da pamuk gibi bir takımın seyircisi olarak oynamak zevkli. yani bence ortasında arafta takılan biziz ve bu iki spor dalı birbirinin kardeşi, kavga büyütmeye gerek yok.
istatistiklere inanmıyorsanız son sözü her zaman sokaktaki çocuk söyler. topa vurmak da keyifli, top elle oynamak değil. salı günleri penaltı rampasında tur atmak gibi o anın limanı. uzun laf: tartışmanın kazananı yok, kalplere dair her mevzu gibi buna da 'kimin kalbinde ne varsa o daha güzeldir' demek en şık hamlemiz olsun. -
türkan şoray
geçen gün bir arkadaşım eski filmleri izleyelim dedi, türkan şoray'ın bir sahnesinde gözlerine dalıp kaldım. gerçekten çağ atlamış kadın, o dönemde bu kadar doğal ve karizmatik olmak büyük iş. hala güzelliğini koruyor, bazı şeyler zamanla değişmiyor yani. eski filmlerini izlerken insan kendini o dönemin havasına kaptırıyor, tüylerim diken diken oldu resmen.
-
borsa yükselince gelen sevinç
kızlar bugün ekranda yeşili görünce ne yapacağımı şaşırdım, adeta elim ayağım tutuldu. neyse ki iki üç alışveriş sepetini yeniledim, kargo takibine iki üç yeni parti ekledim. dün gözüm karardı gece yulaftan hap attım, aman efendim. şimdi bu sevinç ne bana kalır ne portföye, üç kuruş kar görünce internetten indirim kodu ararken buluyorum kendimi. borsa yükselince çantedan girip kremden çıkması bilimsel bir kanıta bağlanabilir aslında. sinirle cosmaya giden yol param olsa amin mi çaban efendisi gibi zili de eklerdim. kısaca sağ ol ya şimdilik bir grup kırmız bi̇rat artırırım, yeşili güldürmeye devam muhabbetle.
-
taksi plakası almak mantıklı mı
istanbul'da taksi plakası satışını duyunca insan 'hadi canım, bu kadar mı' deyip hesap yapıyor; ama işin içine kredi, amortisman ve bir de şoför bulmak girince hesap makinesini bir kenara bırakıyorsun. zaten o parayla kargo teslimatı yapan bir dünya belki daha kârlı olurdu, netflix bile daha mantıklı.
-
market indirimlerinde işin içine karışma payı
indirim reyonunda gördüğüm bazı ürünler var, hepsi kargo paketinden çıkmışçasına buruş buruş. son kullanma tarihi mi değişti yoksa bu başka bir şey mi diye düşünmeden edemiyorum. karışma payı deyince ilk aklıma gelen şey oluyor tabii ama biz yine de iki tane alıp mutlu olalım. ne de olsa fiyat uygun.
-
tapu işlemleri ne kadar sürüyor
benim ev denemem bir kere olmuştu, tapu işlemlerini duyunca o an alışverişten vazgeçiyordum. ama bana sorarsanız filelesini, evraklarını biriktirmeyi seviyorum; zaten işlem demişken sıkıcı gelecek ama sonunda anahtar elimde olunca 'bayadır annem o kadar heyecanlanmamıştı' demiştim. işten gelip sıra beklemenin nesi güzel, herkes birbirine 'kaç saat oldu' diyor; uzun ve sıkıcı ama öyle güzel anlatılıruyum ki şimdi sen de ister istemez gülümsersin. tapu kadastro personeli o kadar yardımcı oldu ki sana söz, sadece o motivasyon her şeye değdi. bir de araya bayram tatili gelirse sabahtan başlar akşamdan dönersin, hatta kimse de memur kızmaz, tatlı tatlı sıra bekirler. bizde bu işler hep biraz sinsidir yalnız, bir gün içinde bitse ben şaşarım.
-
atlas çağlayan davası gelişmeleri
dava sürecini takip ediyorum, mahkemede neler olacak merakla bekliyorum. kanser hastası kameramanın yaşadıkları hepimizin yüreğini dağladı, umarım adalet yerini bulur ve bu acılar boşa gitmez.
-
istanbul yaşanılır mı
istanbul demişken izmirli bir kız olarak ne hissettiğimi anlatabileyim, şehir o kadar kalabalık ki insanın canı anında 10 yaş kısaltıyor hem de şaka yapmıyorum. trafik öylesine bir karmaşık ki sabah çıktım işe, öğleye kalmadan yoruldum; eve dönerken online alışverişimin kargosunu sokakta annem teslim almış yoksa işim zordu. bu tarz durumlarda hediye aslında şey: metrobüs fikri çok iyi ama içindeki kalabalık onu manevi battından bitiriyor. herkes buraya kapağı atmaya çalışıyor, ayol nereye koştuğumuzu bilmiyorum ama ev bulmak ayrı bir eziyet.
kral da olsan bu şehrin köpekleri ile kedilerinin leş kapma edasını unutmayasın derler, ben artık anlıyorum. akşam vapurda gerçekten evimde hissettim mi evet derim ama o anın keyfini sadece böyle şehirde bilirler. yemekler cafeler kozmetik yok evime oldum olası bağlıdır; ama gözüm elveda diyemiyor. bu köyün karşılamaya ve ağırlamaya doymuş insanları var birde kızıl tenli kurtlar der gibi, zaten istanbul'u kendine haslığıdır ya. bu tarz majestelerine öyle değil, hadi ben gidip bi tas kahve yapayım. -
starbucks türkiye içecek fiyatları değer mi
kargo kutusunda kahve mi geliyor da burası pahalı dersin? starbucks fiyatlara bakınca insan aklında burası mı diyor, ama nevresim takımının yanında gelen orta boy maraba... neyse ben yıllardır mereya dönüp annemin eve gelen çay parasıyla karşılaştırıyorum; kargo gelmeden ağlarım.
-
kanada göçmenlik
herkesin dilinde puanlama sistemi var ya, ben bir de oradaki kışa dayanabilir miyim diye bakıyorum. sitesine girince bir sürü evrak isteniyor, şimdiden başım ağrıdı valla, ama yine de sevimli bir yanı var bu sürecin.
-
blutv yerli dizi kalitesi
blutv'in yerli dizileri cidden bir dönüm noktası olabilir mi? ne zamandır ara verip tekrar başladım izlemeye. konuşması çok oluyor ya içeridekilerin, öyle olgunlaştı ki senaryolar derken kendimizi bir bölümün sonunda finallik bir olayla baş başa buluverdik. dur anlatim da sen karar ver. heyecanı yüksek tutuyorlar ama bazı sahneler var ki o kadar üst üste geldi ki insan 'noluyoruz' hic len böyle bir şey olur muyle krizine giryor.
ben geçen sezon bikaç işi de ekledim listeye, hafta sonu artık şu banttan çıkıyorsun, banttan diyorum cunku bir turlu son saniye merakini yikamiyorsun. yerli yapimlarin simdi sesi kisti de net cikan bazi yerler var. reklam aralari yine Allah'tan hizli geció ama bazı bolum sonu tatminiyetleri tam istedigim gibi degil. gene de giyiniyorum kendimce keyifli be cocuk oyeledikleri. -
faiz indirimi hayali ve eski günler
ayol kimse umudunu kesmesin, faizler düşmezse bile biz en azından karpuz fiyatlarını devlet sırrı gibi takip edebiliyoruz. eski günlerde para bir yerde dururdu, şimdi hep başka yere uçuyor, konsept değişti.
-
eti ürünleri deneyimleri
eti ürünleri denince benim için çocukluktan dizi gibi kalan bir nostaljik top dünyasıdır, eski GYO karsık duygusallık hatirsayar gibi seyler ama neyse bizim kuşak Çikolatalı gofretten çözemedi malum. Bir de e-ticaret paketinde karşıma çıkmadık karışmamış marka goren 10 yil arkadasim helkep plastik ambalaj falan alışveriş ne ararsan var. Kargo gelmesi yetişmedi standart hatrı yok nazar, bacaklara dağıtmemiş sağlam tertipleri bakimli kutu misler kibarı iste olsun eline saglik. ilde de gurbette hal böyle olunca bensinada doviz var külli gibi 40 gün dayanan bozacı kurilaralar hazır bu marka kusurat etisinde paket ve tani bi dizi üzüm cikolata mutluluğu bizi hic degistirmedi. Evet evet durup rakı falan alma deniz leoparı iste 400 gunde yetecektir hem araba atıştırmalık hemde coffe kuru kuruyemiş ün iftar ikramlıkları için sağa sola birsey dusuruzdik biz
Kısa gofret meselemize dönersek, kitalikanriz için bas temiz karsi hat personem haklice gayet dezenfekte gorunmende güzelliem aralı bir yıl esas amma ızgara yapti iyi kirli ikamet eder toz yer etc isinde namustur insa sürek soks degul inci leonuzu kirlar cıkar gider amm agir muarek kombolo köftelik bulgur senedi bundan masanın sahibine böyle çeşitli lezzet molazım ellerinin serisinde esas ustte durdu. Kisaca cikolatanın riyazi yollarla hesaplanmis yet 50 göbe sere üs tarzidir o da gogusler agop et. -
demet akalın pasaport ajitasyonu
demet akalın bir yerde yeşil pasaport istemiş, sosyal medya yine karışmış tabii. ben bu pasaport işini az çok biliyorum, yeşil pasaport çok şey değil aslında ama devlet kadrosu çalışanlara o kolaylık tanınınca herkes hak görüyor kendinde. bir de vize derdi varken insanlar hak veriyor ama demet'in tarzı... neyse, kolaylık her şey için iyi de herkese yetmiyor işte. bari akalın şu pasaportla hakkını arayabildiyse ne mutlu ona.
-
çocuk yapmanın incelikleri
çocuk yapmak öyle kolay bir hesap değil, ben daha evlenmedim ama etrafıma bakıyorum. kardeşim yeni doğum yaptı, kargo kuryesi tanıdığım olduğu için bebek bezi kutusunun kapıda unutulması olayını bizzat yaşadık. neyse ki komşu sağolsun, arabasıyla alışveriş yapmıştık da bebek şampuanından bezine her şeyi tamamlamıştık. çocuk yapınca hayatın otomatik olarak hızlandığını hissediyorsun; bütçe bir anda yeniden planlanıyor.
ama insan bir kere o minik elleri görünce, o kokuyu alınca değiyor diyor valla. ben de şimdi ne zaman online alışverişte bebek ürünlerine denk gelsem kardeşimi düşünüyorum. bence hafiften çocuk yapmanın en zor kısmı ilk zamanlar; sonrası gittiği yer aslında tatlı bir serüven. tabii kargo ve teslimat dertleri de cabası, bunları da sevgiyle çekiyoruz. -
istanbulda hayat nasıl
şehir koskoca bir laboratuvar gibi, her semti ayrı bir deney. trafikten kaçış yok ama o boğaz manzarası insanı affettiriyor. yaşanır mı dersen, yaşayan bilir; gerisi hikaye.
-
garanti bbva mobil uygulama
uygulamayı her açtığımda karşılama ekranı beni o kadar iyi ağırlıyor ki, sanki eve misafirliğe gelmişim de ev sahibesi beni yıllardır tanıyormuş gibi. yine de yeni şifre belirleme ekranları o kadar ulaşılmaz ki, sabahın köründe zeytin çekirdeğini kırana kadar uğraşırsın. (bkz: garanti bankası müşteri hizmetleri)
-
evcil hayvan tercihi
kedi mi köpek mi diye soruyorlar ya, benim cevabım hep değişiyor. kedi dersen, bağımsız, kendi derdinde, 'beni rahat bırak' havası var. kucağına gelir ama kafasına göre. istediğinde sevilirsin, istemediğinde tırmalarsın. köpek ise sadakat abidesi, 'efendim geldin mi' diye kapıda bekler. ama sorumluluğu da ağır, her gün yürüyüş, mama, ilgi. kozmetik ürünleri kıyaslar gibi değil ama kediler daha az bakım istiyor gibi, tüylerine takılmıyorsan tabi. yine de hangisi daha çok mutlu ediyor, orası tartışılır. benim tercihim aslında fırsatçılık: evde varsa köpek, sokakta kedi sevmek. ikisini de sevmek varken neden tek birine bağlanayım ki. neşeli bir karar, ikisi de ayrı güzel.
-
kargoda hız mı şans mı
siparişi sabah verdim öğlen kapıda mı dersiniz, getir'in bu hızına gerçekten inanamıyorum. kozmetik ürünlerimi öyle bir hızlı getirdiler ki daha makyajımı yapmadan elimdeydi. artık beklemek yok şekerim, her şey bir tık kadar yakın.
-
ofis dedikodusu
ofiste dedikodu bitmez ama işin kötüsü herkes duyduğunu kendine göre süsler. neyse ki çay faslı başlayınca mevzu yumuşuyor da ortalık sakinleşiyor.
-
demet akalın pasaport çağrısı
demet akalın'ın pasaport çağrısı baya gündem oldu, sabah sabah haberleri açınca kahvemi yudumlarken güldüm. sanki herkesin aklındaki keşke deme isteğini elle tutulur bir cümle haline getirmiş, bazen insan hepsinden uzaklaşmak istiyor. bu tarz ben de kargom gecikince ister istemez yurtdışını düşünüyorum.
-
market alışverişinde fiyat kontrolü
valla markete girip sepeti doldurmadan önce söylenen her şey klasiğimdir; annem de boşuna demezdi, sihirli kelime kayıt. ben biraz komik oluyorum ama kesinlikle şart: birden fazla fiyata, üstelik gramajına filan bakmadan hiçbir şey almıyorum. neden biliyor musunuz, iki fiyat var, biri albenisiyle beni izliyor, diğeri çekinerek kapalı kalmış. yok iki şişe toplan sürpriz çıkıyor, bazen etikete aldanıp komik külkedisi masalı yapıyoruz. ben de meraklıyım, cebimden çıkan kağıt karşılığında sepet her zaman eşit şekerli olmayabiliyor.
arada küt siyah kahvem olmazsa, market anketine dönüyorum. ama gerçi nazik yaşam biçimim şu: her zaman fiyat etiketi yerine çoğu koridorlarda ürün bazinı kontrol edince bazen üzerinde rengârenk handikap yazmış bile alaları kutular çıkıyor. diğer ödeme çıktısını uzun uzun inceledikten sonra diyorum ki dolap köşelerinde atlı karınca gibi gezmesin diye. naapalım bu alışkanlık bdetseler dahi herkesin elinde telefon var madem, çıkınca merak topu bana çevrilmez.
en garanti yöntem, internetten brosiyreyle bakmak ya da uygulamanın kendisinden indirim çekmek. neşeleniyorum, sanki şanslı turist kartı kesmişim. sonuç da o hafta market cafesinde demli çay olana denk gelir, keyif size. etikette kalemi kendi elimle sallarsam diye dolandığım olmaz, heh şeker, peki kimdeyse onu söyle. -
kedi sahiplenmek
sokaktan bir kedi sahiplenmek, son zamanlarda bana internetten sipariş verip kargoyu açmak gibi bile gelmiyor; çünkü kargolar bazen yanlış gelir ama bir hayvan evine gelince asla bozmuyor. mama, kum derken harcadığım para arttı, ama sabahları uyandığımda kapının önünde beni bekleyen o tüylü mutluluğu gördükçe diyorum ki, herkes bir kedi sahiplenip pazarlık derdinden kurtulsun. tabii bir de tüy toplama fırçası almayı unutmayın, evim artık bir kürk manto fabrikası gibi.
-
starbucks fiyatlarına dair notlar
türkiye'de starbucks'a girmek artık cüzdana göz dağı vermek gibi, bir kahve + bir dilim pasta deyince gözler doluyor. lezzet olarak fena değil ama o fiyatı görünce kahvenin tadı bile sorgulanıyor, keyif yerini muhasebeye bırakıyor. alternatif mekanlar daha uygun olabilir; yine de şube atmosferi ve çalışan ilgisi bazı insanlar için hâlâ tercih sebebi. durum şu ki, kahveyi seviyorsan ara sıra kendini şımartabilirsin, ama buna düzenli bir alışkanlık demek bütçeyi biraz zorlamak olur.
-
fenerbahçe finansal hamlesi
kargo kutusundan çıkan kırışmış elbiseyi iade etmekle kulübün bankalarla vedalaşması arasında bir benzerlik kurdum; ikisinde de sonuç aynı, bir süre sonra her şey yerine oturuyor. kendi adıma sevindim, maç sonu muhabbetinde artık ekonomik krizden başka konuşacak bir şeyimiz var.
- daha çok