- 339 entry
- 309 başlık
-
sesinden testosteron akan türk rapçiler
kızlar allah aşkına dürüst olalım, lirik mirik hikaye, biz bu adamların o serseri ve umursamaz hallerine bitiyoruz. sabah akşam latte içip yoga yapan narin erkeklerden gına geldiği için, mikrofona hönkürerek isyan eden, altındaki arabayı öven bu tipler bir anda aşırı çekici gelmeye başlıyor. hele o beat girince seslerini kalınlaştırıp artistlenmeleri yok mu, yemin ederim dizlerimin bağı çözülüyor.
gerçi sorsan hepsi mahallenin delikanlısı ama eminim evde anneleri terlikle kovalıyordur bunları. olsun be, sahnede ter damlata damlata diss atmaları bile bir başka karizma. akşama kadar yok canım ben asla rap dinlemem diye gezip, gece kulaklığı takınca bu adamların sesiyle tribe girmemiz de bizim ayıbımız olsun. -
sokak kedilerinin aslında ajan olması
bizim ponçik geçen gün boş duvara kitlenip miyavlayınca kesin dedim ana merkezle iletişim kuruyor, yemin ederim bu hayvanlar dünyayı ele geçirecek. o masum bakışların altında bizi fişleyen birer kayıt cihazı olduğuna o kadar eminim ki anlatamam. -
yıkandıktan sonra kare olan lcw tişörtü
30 derecede yıkadığım bluzun eni iki katına çıkıp boyu göbeğime kadar çekince evde mecburen crop top modasına uydum. deterjanı koklatmanız bile kumaşın kendini salıp paçavraya dönmesi için yetiyor, gerçekten inanılmaz bir teknoloji. -
eti karam gurme bağımlılığı
içine ne koyuyorlarsa artık, markette o siyah paketi görünce elim ayağım titriyor resmen, diyeti falan unutturuyor insana.
bu gofret yüzünden yakında obezite cerrahisi kapısında yatacağım ama o yoğun kreması için değer, bildiğin mutluluğun formülü gibi bir şey yapmışlar. -
mcdonalds drive thru sipariş anksiyetesi
o kutudan çıkan cızırtılı sesi duyunca elim ayağım titriyor, resmen tansiyonum düşüyor stresten. arkadaki araba kornaya basacak diye ödüm koptuğu için panikle ne varsa "evet büyük boy olsun" diye bağırırken buluyorum kendimi.
sonuçta tek başıma 3 kişilik menüyle eve dönüp hüngür hüngür ağlayarak patates yiyorum, rezillik diz boyu. -
terapistin seans sırasında esnemesi
ben orada ciğerimi söküp masaya koymuşum, çocukluk travmalarım içeride halay çekiyor, adam gözümün içine baka baka ağzını ayırıyor. hani empati, hani profesyonellik diyeceğim ama seans ücretini düşününce sadece ben de derin bir nefes alabildim. bari yastık da isteseydin paşam, rahatsızlık vermeyelim.
(bkz: parasıyla rezil olmak) -
mng kargo takip ekranındaki kara delik
bütün gün elimde telefon, o takip sayfasına bakmaktan artık kör olacağım neredeyse. kargom şubeye giriyor, çıkıyor, sonra tekrar giriyor, arada bir yerde kayboluyor falan resmen paralel evrende geziyor paketim. evde oturmuş, kapı çalacak diye bekleyen saf ben ve dünyayı turlayan kargom arasındaki bu toksik ilişki beni bitirdi vallahi.
hani dağıtıma çıktı diyor ya, heh işte o an kalbim pır pır ediyor ama nafile. akşam oluyor, gelen giden yok, bir bakıyorum alıcıya ulaşılamadı yazmışlar. yahu ben tuvalete bile gitmedim kapıyı kaçırmayayım diye, hangi ara geldiniz de bulamadınız beni vicdansızlar. sipariş ettiğim bluz elime geçene kadar vintage olacak bu gidişle. -
popeyes şubelerindeki kaos ortamı
içeri girdiğim an fönlü saçlarımın saniyesinde yapış yapış bir yağ kütlesine dönüştüğü, sıra beklerken ömrümden net üç yılın gittiği garip yerler. o kadar bekleyip aldığım siparişte o canım biscuit'in yine ve yeniden unutulduğunu görünce sinir krizi geçirmemek için tepsiyi sıkıyorum, kasadaki arkadaşa hatırlatınca da sanki böbreğini istemişim gibi inanılmaz triplere giriyor.
eve dönünce üzerime sinen o ağır kızartma kokusunu atmak için kıyafetleri ateşe vermek, kendimi de kırkalanıp paklanmaya adamak istiyorum. cajun baharatı hatırına katlanıyoruz ama her seferinde bir daha asla deyip ertesi hafta yine o sıraya girmek de benim en büyük toksik ilişkim sanırım.
(bkz: cajun baharatının uyuşturucu etkisi) -
her duruma özel spotify listesi hazırlayan tip
ben daha beğendiğim şarkıyı beğenilenlere eklemeye üşeniyorum, millet üşenmeyip 'kahve demlenirken dinlenecek melankolik jazz' diye liste kasmış. gerçekten bu işsizlik seviyesine ve hayatsızlığa hayran kalmamak elde değil, o kadar uğraşacağına git bir yüzünü yıka kendine gel. bu kadar organize olmaya çalışırken anı yaşamayı unutuyorsunuz, azıcık salın.
(bkz: işsizlikte çığır açmak) -
diz mesafesi yüzünden bacakları evde bırakmak
koltuk araları o kadar dar ki yanımdaki adamla resmen bütünleştim, adam her nefes aldığında benim ciğerlerim şişiyor sandım. az daha zorlasalar kucak kucağa business class paketi satacaklar, yemin ederim yok satar. -
hepsiburada kargosunu beklerken yaşlanmak
yemin ederim sipariş verdiğimde üzerimde kaban vardı, kargo geldiğinde ben çoktan bikini sezonunu açmıştım, böyle bir rezillik olabilir mi kızlar? o kurye arkadaş kaplumbağa sırtında mı getiriyor paketleri anlamadım ki, dünyayı iki kere turlasa şimdiye elime ulaşırdı o paket.
alt tarafı bir nemlendirici söyledim, yüzüm kurudu çorak topraklara döndü bunlar hala transfer merkezinde bekletiyor. hayır yani indirimden aldık diye mi bu muamele, parasını verdik sonuçta bedava değil ki. bir daha tövbe, gidip mağazadan alıcam, sinir krizi geçirdim resmen ekranı yenilemekten. -
danimarka nın trump a grönland resti
gerçekten şaka gibi olay, adam resmen avm'den çanta beğenir gibi koskoca adayı gözüne kestirip "paketleyin bunu alıyorum" moduna girdi. danimarka başbakanı o kadar asil bir cevap verdi ki, bizim sarı kafa neye uğradığını şaşırdı. hani zengin koca parası yiyen ama görgüsü sıfır tipler vardır ya, tam o vibe'ı veriyor bu adam bana.
istediği olmayınca küsüp geziyi iptal etmesi de ayrı bir komedi, yetişkin bir bebek gibi davranıyor resmen. parayı basınca her kapının açılacağını sanan toksik erkek tribi bu, neyse ki kuzeyliler buna haddini bildirdi de içimin yağları eridi.
(bkz: trumpın emlakçı vizyonuyla dünya siyaseti) -
sabah 8 metrobüsünde yaşanan oksijen kıtlığı
sabah sabah insana kendi varlığını sorgulatan, nefes almanın bile lüks olduğu o anlamsız izdiham. yahu saçımı yapmışım, rimelimi sürmüşüm, insan içine çıkacağım diye uğraşmışım ama o kapı açıldığı an kendimi sparta filminde ön saflarda savaşan asker gibi hissediyorum. yanımdaki beyefendinin sırt çantasıyla bütünleştim resmen, kaburgalarımın arasına girdi o laptop çantası.
bir de o havasızlıkta ter kokusuyla karışık poğaça kokusu yok mu, beni benden alıyor. metrobüse binerken o nazik kadın gidiyor yerine gözü dönmüş, hayatta kalma içgüdüleriyle sağı solu dirsekleyen bir amazon kadını geliyor. inene kadar pertim çıktı, ofise girdiğimde sanırsın savaştan çıkmışım, bütün enerjimi o sarı kutunun içinde bıraktım. -
yıllık spor salonu üyeliği
vicdan azabıyla karışık müthiş bir para israfı olduğu gerçeğiyle üçüncü ayda yüzleştiğim, kart ekstrem her kesildiğinde beni benden alan üyeliktir. o kadar parayı sırf hocanın şişirilmiş egosuyla yan yana squat yapmak için verdiğimi düşününce tansiyonum düşüyor resmen. -
tecilli sevgilinin aniden askere gitmesi
o kadar plan program yapıp bedelli askerlik kovalarken bir sabah aniden gelen mesajla evin içinde şafak sayanlar kadrosuna dahil olmasıdır. biz kısa dönem tatil hayali kurarken beyimiz kamuflaj giymeye gitti, ben şok ben iptal. -
diyetin üçüncü günü gelen ölümcül açlık
evdeki herkes gözüme lezzetli birer hamburger gibi görünmeye başladı, kocamın kolunu ısırmamak için kendimi banyoya kilitledim. o tartı yarın sabah eksi göstermezse yemin ederim evi barkı yakarım. -
bursa da toplu taşıma zammı
kartı okuttuğum an ekranda beliren o bakiyeyi görünce yemin ederim tansiyonum düştü, o nasıl bir çekim gücüdür öyle. resmen maaşı direkt karta yükleyelim, biz hiç aracı olmayalım daha mantıklı bence. hani her şeye zam geliyor tamam da bu kadarı da artık düpedüz 'siz evden çıkmayın' demekten başka bir şey değil. -
sütaş süzme peynir bağımlılığı
sabah kahvaltısında ekmeğe sürerken o pürüzsüzlüğün verdiği hazla resmen kendimden geçiyorum, dünyanın en yumuşak yastığına gömülmek gibi bir şey bu. bu kadar lezzetli olması kesinlikle yasa dışı sayılmalı, bütün diyet programımı tek başına sabote etti hain domdom.
(bkz: diyeti bozan masum görünümlü yiyecekler) -
yks stresi yüzünden erken menopoza girmek
mat netlerimi gördükçe bana basan o sıcaklar yüzünden yemin ederim yirmi yaşında teyze moduna geçtim. bu stresle cildim öyle bir çöktü ki üniversiteye başladığımda beni öğrenci değil de kantinci abla sanacaklar. -
koçtaş ın insanı içine çeken kara deliği
bir tane ampul için girdiğim mağazadan bütün evi baştan aşağı country tarzında döşeyecek kadar kırlent ve hasır sepetle çıkmamın hesabını kim verecek? hırdavat reyonunun bitişiğine o kadar tatlış ev eşyalarını koyan o sinsi zihniyeti gerçekten tebrik ediyorum, battık yine. -
samsung servisinde yaşlanan kadın
ekranın köşesinde şöyle minnacık, varla yok arası bir çatlak için servisin yolunu tuttum, sanki atomu parçalayacaklarmış gibi on beş gün süre verdiler bana. hani alt tarafı cam değişecek, telefonu yeniden icat etmenizi beklemiyorum ki. sıra beklerken zaten gençliğim soldu, kapıdan girdiğimde yirmi beş yaşındaydım, çıktığımda emeklilik planları yapıyordum resmen.
bir de utanmadan o kadar para istediler ki, üzerine biraz daha koysam güney kore'ye gidip fabrikanın önünde ağlama eylemi yapardım. neymiş efendim kullanıcı hatasıymış, sanki telefonu duvardan duvara vurup stres atmışım gibi muamele görüyoruz. yemin ederim tövbeler olsun, bir daha bozulursa direk denize atacağım.
(bkz: serviste beklerken çürümek) -
sipariş verdim kapı çaldı gerginliği
inanılmaz bir olay gerçekten, daha siparişi onayla butonuna basalı saniyeler olmuştu ki zil çaldı. yahu arkadaş siz kapı paspasının altında mı yatıp kalkıyorsunuz, bu neyin acelesi? içeride ışınlanmayı bulan kurye kadrosu kurmuşlar belli ki, başka türlüsünü aklım mantığım almıyor. üstümde leş gibi ev kıyafetleri, saç baş dağılmış, rimelim akmış halde kapıyı açarken yaşadığım o minik çaplı kalp krizinden hiç bahsetmiyorum bile.
hız konusunda aşmışlar tamam ama insanı bu kadar hazırlıksız yakalamaları büyük haksızlık. flörtün mesaj atma hızı ile kıyaslayınca bunlar resmen uzay çağı teknolojisi kullanıyor sanki, insanda alışkanlık yapıyor. neyse, gelen dondurmayı kaşıklarken sinirim geçti ama bir dahakine makyajımı yapıp, en şık elbisemi giyip öyle sipariş vereceğim, beni bir daha böyle sefil yakalayamazsınız.
(bkz: getir kuryesinin kapıda pusuya yatması) -
alfa olmaya çalışırken köpeğinin kölesi olan insan
lider benim diye ortalarda geziyordum ama o masum suratını astığı an bütün prensiplerimi çiğneyip kucağıma alıyorum. bu gidişle beni kapının önüne koyup evi tamamen ele geçirecek, resmen manipülasyon ustası çıktı başımıza. -
popeyes şubelerindeki bitmek bilmeyen kaos
içeriye adım attığım an saçlarımın uçlarına kadar sinen o ağır yağ kokusundan kurtulmak için evde üç gün arınma kampına girmem gerekiyor resmen.
siparişi verene kadar yaşadığım o mahşeri kalabalık ve gürültü de cabası, gerçekten sinir krizi geçirmelik bir ortam. -
tarkan vs mustafa sandal
tarkan'ın o ilahi aurasının yanında musti ancak kumsalda havlu tutan çocuk olur, bu ikisini kıyaslayan kördür net. biri dünya starı diğeri ise sadece nostalji rüzgarı, vizyonunuza üzüldüm gerçekten. - daha çok