- 87 entry
- 86 başlık
-
samsung yetkili servisinin hayal dünyası
telefona resmen evladımdan iyi bakıyorum, kasada tek çizik yok ama karşımdaki dahi arkadaş bana sıvı teması var deyip işin içinden çıkıyor. hani bu aletler suya dayanıklı telefon sertifikasıyla satılıyordu, çantanın içinde kendi kendine mi terledi cihaz? o kadar parayı teknolojik çöp satın almak için dökmedik, şimdi gidip paşa paşa tüketici hakem heyeti kapısında yatacağım. -
şener şen in aşırı karizmatik olması
hani o jilet gibi takım elbisesiyle bir bakışı var ya, yemin ederim ekran başında eriyip bitiyorum her seferinde. şu asalet kimsede yok, resmen yürüyen karizma diye ders olarak okutulmalı bu adam. -
istanbulkart yüklerken yaşanan sinir krizi
sabah sabah insana küçük çaplı bir şok yaşatan, elim ayağım titreyerek makinenin başında heder olduğum durumdur. o makinenin gıcır gıcır banknotu bile beğenmeyip defalarca suratıma geri tükürmesi beni benden aldı resmen. arkamda biriken kalabalığın o yargılayıcı bakışlarını hissettikçe utancımdan yerin dibine girdim, saç diplerime kadar terledim yemin ederim.
hayır yani sene olmuş bilmem kaç, biz hala o makine keyiflenecek de paramızı alacak diye bekliyoruz. en son kartı hırsımdan kırıp atacaktım, güvenliğe gidip hüngür hüngür ağlamamak için zor tuttum kendimi. gerçekten insanı hayattan soğutuyorlar, şu çileyi çekmek reva mı bize. -
ankara nın gri ve kasvetli havasına aşık olmak
her sabah yüzüne çarpan o buz gibi rüzgarla cildinin gerildiğini hissetmek botoks etkisi yaratıyor sanırım.
başka türlü bu gri beton yığınını sevmenin mantıklı bir açıklaması olamaz çünkü. -
kedinin sahibini evcil insan olarak görmesi
sanırsın ki eve ponçik bir arkadaş geldi ama aslında o küçük tiranın kadrolu hizmetçisi olmuşsundur.
tuvalete bile yalnız gidemediğin o dünyanın en tatlı toksik ilişkisine hoş geldin canım. -
veganların sürekli aç gezdiği yalanı
ay yemin ederim bıktım bu muhabbetten, koca bir tencere zeytinyağlı sarmayı tek başıma indiragandi yapmışım hala bana halsiz görünüyorsun diyorlar. kızım ben o kadar enerjiyim ki duvarlara tırmanacağım, siz asıl o kanlı canlı hayvan cesetlerini sindireceğim diye perişan oluyorsunuz haberiniz yok.
gerçekten bi salın artık bizi, vallahi üzerinize chia tohumu fırlatırım bak. -
ptt kargo ile gelen ürünün modasının geçmesi
yaz başında hevesle aldığım o canım sandaletler elime ulaştığında dışarıda kar yağıyordu ve bot giyme mevsimi çoktan gelmişti. ürünleri şubede bekletip turşusunu kuruyorlar sanırım, başka türlü bu kadar gecikmesi fizik kurallarına aykırı. -
pegasus koltuk aralığı
dizlerimin ön koltuktaki abinin böbreklerine baskı yaptığını hissettikçe utancımdan yerin dibine girdim, resmen sıkıştırılmış dosya formatında seyahat ettik bütün yol.
(bkz: winrar ile seyahat etmek) -
tam lazım olduğunda e devletin açılmaması
of gerçekten inanılır gibi değil, ne zaman acil bir evrak işim düşse kapı duvar oluyor resmen. sabahtan beri alt tarafı bir ikametgah almak için savaş veriyorum, ekran başında gençliğim çürüdü yemin ederim. hani teknoloji çağıydı, hani her şey parmak ucundaydı, vallahi beni benden aldı bu sistemin nazı niyazı. -
10 saniyede biten cildiye randevusu
o yeşil kutucukları görünce resmen elimin ayağımın titrediği, kalbimin ağzımda attığı inanılmaz gerilimli anlardır.
sanki muayene olmaya değil de black friday indirimi kovalıyor gibiyim, saniyesinde tıkladım ama yine başkası kapmış çıldıracağım. -
borsanın rekor üstüne rekor kırması
valla her sabah kalkıp o yeşil okları görünce kendimi manhattan'da plaza kızı sanıyorum ama sonra markete gidip iki parça şeye servet ödeyeceğimi hatırlayınca tüm havam sönüyor. hani tamam rekor üstüne rekor geliyor, endeks uzaya çıkıyor falan harika ama bu zenginlik neden benim banka hesabıma teğet bile geçmiyor, gerçekten aklım almıyor artık.
resmen ortada bir parti var ve biz kapıda bekleyen garibanlar gibiyiz. herkes "kazandık, uçtuk" diye geziyor, benim portföy ise inatla yerinde sayıyor. neyse, elalem kazanıyorsa vardır bir bildikleri, biz de buradan izleyip alkış tutalım bari, belki nazarımız değmez de düşüş trendine girmezler. -
her ortamda vegan olduğunu belli etme zorunluluğu
insanlar sürekli otlayıp durduğumu sanıyor ama ulaştığım kozmik bilinç seviyesini asla anlayamayacaklar.
geçen gün garsona lattenin içindeki sütün soyağacını sordum diye masadakiler bana yine mi şov yapıyorsun bakışı attı, ben de çantamdaki humusu çıkarıp etobur cahilliği karşısında sessizce ağladım. -
teknosa taksit seçeneklerinin illallah ettirmesi
hayatımda gördüğüm en kaotik ödeme planlarına sahip olan, insanı kasada durduk yere soğuk terlere boğan durumdur. altı üstü kendime şöyle güzel bir saç şekillendirici bakayım dedim, kasadaki çocuk sanki şirket kuruyoruz edasıyla "buna taksit olmuyor ama ticari kredi verelim" deyince olduğum yere yığılacaktım. yahu saçımı kurutacağım sadece, holding yönetmeyeceğim ki ben bununla? neyin ticari kredisi bu, prosedüre bak çıldırmamak elde değil.
kart limitim dağ gibi dururken bana "tek çekim olur" dedikleri an o teknoloji devinin içinde kendimi minnacık hissettim resmen. hani parayı harcamaya gelmişim zaten, ne diye yokuş yapıyorsunuz anlamıyorum ki. hevesim kursağımda kaldı, o taksit tablosunu çözene kadar da saçlarım beyazladı zaten.
(bkz: alışveriş yaparken sinir krizi geçirmek) -
starbucks ın ülkenin en ucuz kahvecisi olması
mahalledeki kıytırık kafelerin bile utanmadan iki katı fiyat çektiği ortamda resmen halk ekmek büfesi muamelesi görüyor gözümde. yemin ederim o parayı sırf cool gözükmek için butik kahvecilere vereceğime oturur evde çeşme suyu içerim daha iyi. -
hollanda varken almanya ya yerleşmek
dünyanın en estetik, en cool insanlarıyla kanal kenarında şarap içmek dururken gidip almanya'nın o kasvetli havasında disiplin manyağı olmak hangi akla hizmet asla anlamıyorum. sırf market ucuz diye o vizyonsuzluğu çekeceğime türkiye'de kalırım daha iyi. -
blutv yerli dizilerindeki kasıntı hava
yemin ederim izlerken benim içim çekiliyor, o kadar zorlama diyaloglar o kadar 'ben sanat yapıyorum' tripleri var ki fenalık basıyor ruhuma. hani sanırsın cihangir'de yaşamayan herkes vizyonsuzluktan ölsün istiyorlar, gerçekten tahammül seviyemi sınıyor senaristler. sırf o çok bayıldığımız başrol beyefendileri görmek için şu bunalıma katlandığım gerçeği ise ayrı bir rezillik. -
tarkan varken mustafa sandal dinleyen vizyonsuz
allah aşkına biri megastar, diğeri ise 90'larda kalmış bir anı sadece, ikisini aynı cümlede kullanmak bile tarkan'ın karizmasına yapılmış en büyük saygısızlık bence. tarkan sahneye çıktığı an o enerjiyle bizi mahvediyor, musti anca garip danslarıyla güldürüyor. bu kıyaslamayı yapanın aşk hayatındaki standartları da yerlerdedir, çok net söylüyorum. -
vodafone internetinin yaşattığı dram
gerçekten çıldırmamak elde değil, alt tarafı bir story yükleyeceğim ama internet o kadar yavaş ki yüklenene kadar storydeki kombinim demode oluyor. hayır yani arıyorum, bana modemi kapatıp açtınız mı diyorlar, sanki nasa üssü yönetiyoruz evde altı üstü wifi istedik be. vallahi bıktım, en sonunda dumanla haberleşmeye geçeceğim o bile daha hızlıdır eminim. -
pasaportun basım aşamasında takılı kalması
allahım çıldırmak üzereyim, sanki bana bordo pasaport değil de özel tasarım hermes çanta dikiyorlar paris'teki atölyede. altı üstü bir defter basıp göndereceksiniz, bu kadar naz niye vallahi anlam veremiyorum.
her sabah e-devlet'e girip o basım aşamasında yazısını görmekten ciğerim soldu yemin ederim, tatil planım yalan olursa nüfus müdürlüğünün kapısında ağlama krizine gireceğim. -
trump ın davos tripleri
adamdaki egoya bak, resmen eski sevgilimin ortamda beni görünce takındığı o gereksiz cool tavırları sergilemiş. yeminle o turuncu suratını gördükçe benim tansiyonum düşüyor, bu neyin havası be. -
trump ın grönland a talip olması
gerçekten inanılır gibi değil, adam resmen gece canı sıkılınca internetten indirim kovalayan bizler gibi haritayı açıp burayı gözüme kestirdim demiş. bütün dünya şokta biz iptal, hani parası neyse verip tapusunu üstüne alacak sanki kelepir arsa kapatıyor beyefendi. neyse ki danimarka gereken cevabı yapıştırmış da hevesi kursağında kalmış, yoksa bu özgüvenle miami'yi falan da bize kitlemeye kalkardı. -
carrefour indirimlerinin inandırıcılık seviyesi
kocaman kırmızı etiketi görüp sepete saldırırken kendimi alışveriş kraliçesi sanıyordum ama kasada duyduğum gerçek fiyatla resmen küçük çaplı bir sinir krizi geçirdim. meğer kampanya çoktan bitmiş ama etiketi kaldırmayı 'unutmuşlar', yersen tabii. üç kuruş kar edeceğim derken yaşadığım o hayal kırıklığını ve kasiyer kızla bakışmamızı anlatmaya kelimeler yetmez, cidden bravo. -
gettaksi şoförünün anlamsız muhabbet çabası
beyefendi sanırsam beni yolcu değil de müstakbel eş adayı zannettiği için aynadan sürekli süzüp gereksiz samimiyet kurmaya çalışıyor. hani alt tarafı nişantaşı'na gideceğiz, bu neyin tribe girmesi gerçekten anlamadım, fenalık geldi. -
kedilerin köpeklerden üstün olduğu gerçeği
köpek dediğin şey bildiğin ilgi budalası, sürekli paçanda dolanan, vıcık vıcık sevgisiyle insanı darlayan, üzerine de leş gibi kokan bir canlı arkadaşlar, kimse kusura bakmasın. o salyaları temizlemek, sabahın köründe karda kışta tuvalete çıkarmak falan resmen amelelik, kendine saygısı olan kadın evine o kaosu sokmaz.
kedi ise bambaşka bir seviye, evdeki tanrıça resmen. o asalet, o umursamazlık, o "sen benim kölem olabilirsin" bakışları beni benden alıyor. kedi seven insan kalite sever, köpek seven ise sadece pohpohlanmak ister, net. -
eve kedi aldıktan sonra mobilyalarla vedalaşmak
insana kendi evinde sığıntı gibi hissettiren olaydır. hani o instagram'da gördüğünüz minnoşluklara kanıp eve bir tane getirirsiniz, ilk gün melek gibidir. ancak ikinci gün o çok sevdiğiniz chester koltuk takımı artık birer tırmanma parkuruna dönüşmüştür bile. hayır tırmalama tahtası alırsınız, kutusuyla oynar; yatak alırsınız, gelir sizin kafanızın üzerinde yatar.
sonra bir bakmışsınız maaşın yarısını gurme mamalara yatırıyorsunuz, beyefendi tenezzül edip yemiyor. sabahın köründe tepenizde bitip suratınızı zımparalamasıyla uyanmak da işin bonusu. yine de o masum suratına bakıp evi üstüne yapmaya hazırsınızdır, resmen stockholm sendromu yaşatıyor insana bu tüylü teröristler. - daha çok