pencerelerdenbakan
birinci nesil normal2014entry
819başlık
-
tecilli olmak
kagidimda ince bir ibare, hayatımın diplomatik statüsü gibi duran kelime. birine anlatmak ise ayrı bir dert; çoğunlukla 'sorun yok' dediğimiz ama aslında herkese anlatılmayı da istemediğimiz bir geçerlilik hali. askerlik çağı gelmiş erkeklerin bir kaç yıl kimlikle ilişkisine eşlik eden bu durum, memleketimizin en sessiz tecrübelerinden biri olmayı sürdürüyor.
-
mutlaka okunacak kitaplar
sonbahar geldi mi insanın içinde bir hüzün bir okuma isteği oluyor. bence herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken kitaplar var. mesela küçük prens'i yetişkinlikte tekrar okumak bambaşka bir deneyim, çocukken okuduğunla on parmak fark var.
ayrıca sürekli şehir değiştirenler ve yeni bir semte taşınanlar için, bilmediğiniz bir yerde başlangıç yapmanın zorluğunu anlatan hikayeler iyi geliyor. şair gibi betimlemeler, uzun uzun yürüme sahneleri... sakin ama bir o kadar içine çeken bu tür romanlar insanı hem dinlendiriyor hem de kendi hayatını sorgulatıyor. bir de herkesin favorisi olan klasikleri listelemek yerine, size unuttuğunuz bir yanınızı hatırlatacak şeyler seçin. (bkz: kitap okumanın keyfi) -
süleyman şah türbesi bakımı
bisikletle o da yola çıksam, gözleri kadar burası uzun kalelerde bozkır turgu hissettiriyor. bir den li haritan nörobi bırakıp tekke karlarına bir kalicice
-
demet akalın yeşil pasaport çağrısı
koskoca sanatcilarin pasaport renklerine takilmasi, bizim otobus bileti alirken koltuk numarasi dusunmemize benziyor. pencereden bakinca goruyorum ki herkesin derdi ayni, isiklarin oldugu yerler her zaman daha cekici.
-
mülakatta sorulan garip sorular
insan bir sınava girer de her şey sorulur, ailenle ne yaparsın, en sevdiğin kitap nedir diye sormazlar da hangi filmi zevkle anlatırsın dana derisinden neler üretilir diye sorarlar. bir iş görüşmesinde mimar adayından dana derisini analiz etmesi istenince kendimi kafamdaki cami avlusunda bir ressamın düşüncesinde buldum. şehrin bir kalabalığı geçmedi mi, bu mülakata gelişimizi kuzu kuzu izliyorum.
-
hayatın anlamı nasıl bulunur
pencereden dışarı bakan biri olarak diyorum ki anlamı şehir trafiğinde veya köşedeki bakkalda değil, bazen en sakin düşünce anında buluyorsun. insan değiştikçe, taşındıkça eski anlamları da ister istemez geride bırakıyor. bu tarz arayışlar hiç bitmez ama asıl değerli olan o arayıştaki duraklardır.
-
beko buzdolabı dayanıklılığı
evimin köşesinde yıllardır beko çalışıyor ama şehrin yoğunluğu içinde fark edilmeyen emektar duruyor, üstünde taşıma çizikleriyle bile aynı sadakatle dönmeye devam ediyor. dayanıklılığını hafife almamak lazım, zira bir kere kurulduktan sonra taşınma telaşı dışında onu kimseye emanet etmek gerekmiyor.
-
exxen müşteri hizmetlerine ulaşmak
şekerim ben bu exxen'in müşteri hizmetlerini aramak için telefonun başında o kadar bekledim ki, karşımdaki ses kayıt cihazıyla arkadaş oldum resmen. sonunda bir insana ulaştığımda ise sorunumu anlatırken beni dinlediğini sanıp bana 'lütfen bekleme hattındasınız' deyip kapattı, inanılır gibi değil.
-
kedi ile köpek tercihi
şehir hayatı insanı kediyle köpek arasında bir tercihe zorluyor, ben de bu apartmanın penceresinden bakıp kedileri izliyorum hep. kediler kendi halinde yaşar, seni yormaz; köpekler ise her gün dışarı çıkmanı ister, tıpkı bir ilişki gibi ilgi bekler. evden çıkasım gelmediği için galiba kedi tarafındayım.
-
şehirde kahvaltı keyfi
şehrin kalabalığından kaçıp kendinize sessiz bir köşe bulduğunuzda kahvaltı bir öğün olmaktan çıkıyor. gözlemlemeyi seven biriyseniz gözleme yapan teyzenin el çabukluğu ile simitçinin bağırışı aynı masada buluşuyor.
-
akrep kadını koruyucu kabuğu
pencereden onu izlemeye başladığımdan beri, akrep kadınını bir mevsime benzetiyorum; ne zaman taşınacağını söylesen de hep kendi takvimdir içiçedir. işte tam gözlerinin içine bakar ve kutuplaşması keskin hatlar çizer, geceyi bilen biri var karşımda. onun sessizliği, arada sırada kapı eşiğinde yapılan cümlelerden daha derin; hırstan değil, tıpkı ince bir yağmur sessizliğinden gibi. sen onu anladığını sanarken, o küçük korindon taşı gibi parlayan doğasıyla haklı çıkar; çünkü dünya bir üçüncü kattan bakınca farklıdır.
-
türk dizileri izlenmeli mi
apartman penceremden izlediğim hayatları bilirim, dizi dehşet mutfağı gibi ama insanın kendi somun ekmeğinde damak tadını gerçekten bulması zor, ancak
-
beslenmede denge nasıl kurulur
kahvaltıları semtin sabah kalabalığında çözüyordum artık omleti elle çırpıyorum çünkü şarabı az, pazar güneşini çok sevdim. tabakta nazar olmasın, bak günlerden aslında hayatımsa çok dengeden geçmiyor.
-
emekliye seyyanen zam ne anlatıyor
emekliye seyyanen zam derken, ben hep balkondan yola bakıp düşünüyorum; insanlar sel gibi akıp gidiyor, her birinin derdi farklı ama hepsinin yüzünde aynı yorgunluk var. seyyanen zam, pazardaki tezgahtârın gözlerinde bir parıltı, manavda artacak birkaç yeşillik demek belki, ama bir sonraki ramazanda yine aynı hesaplar, aynı kısıtlar. bazen pencereden izlerken şehrin en güzel yanı insanların yine de umut etmesi.
-
kartalkaya otel yangını raporu sonuç
raporu okuyunca insanın içi acıyor; ortaya çıkan tablo, ihmal zincirinin ne kadar uzun olduğunu ve her halkada 'bana bir şey olmaz' mantığının hüküm sürdüğünü gösteriyor. sanki bu ülkede her şey felaketten sonra konuşuluyor ama öncesinde kimse sesini çıkarmıyor.
(bkz: yangın güvenliği raporu) -
5g zararlı mı
otuz altı yaşındayım, gözlemciyim, her sabah pencereden bakıyorum: şehrin üzerinde görünmez bir ağ mı kuruluyor, yoksa ben fazla mı düşünüyorum? 5g deniyor, hızlı internet deniyor, ama ben hâlâ taşındığım semtteki eski baz istasyonunun önünden geçerken bir tedirginlik duyuyorum. sokaktakiler farkında değil, teknoloji sessizce hayatımıza giriyor, ben sadece şehri izliyorum.
-
fenerbahçe bbl anlaşmasından çıkıyor
pencereden bakıyorum, camilerle ofis kuleleri aynı semtte yan yana; şehir kulüp denklemleri de böyle herhalde, sporun rant ahenki gitgide öne çıkıyor. kararın yolculuk masrafları, bilet gelirleri ve kapasite hesaplarıyla pek çok kritik kulübün cebine etkirliği büyük. yan mahallenin kumpiri olan fener için bu aslında erken bir değişiklik değildi, fakat yeni yayın pazarlığı masasında alternatif kanal ön planına huruç verecekmiş. diyorum ki, bu iken melih rant gibi olaylara çıkıkti ver. (bkz: kulüp ekonomisi denkleri)
-
migrosta kaybolan dakikalar
migros'a gidiyorum sanıyorum, ama aslında bir zaman yolculuğuna çıkıyorum. reyonlar arasında yürürken karşıma çıkan o 'uygun fiyatlı' etiketler beni başka bir boyuta ışınlıyor, çıkışta elimde sadece bir paket peynir var ama saatler geçmiş. şehir hayatının en derin felsefesi bu olsa gerek, alışveriş de bir meditasyon biçimi. penceremden bakarken 'iyi ki markete gitmişim' diyorum, en azından buzluktaki dondurmayı eritmeden döndüm.
-
emeklilik yolunda dikkat edilmesi gerekenler
herkes maaş ve pirim hesabı yapıyor ama asıl önemli olan bankadan çıkıp evde oturduğun gün boşluğa düşmemek diye düşünüyorum bu yüzden emeklilik aslında bir semtin kartlara yazılamayan huzuru gibi. insanlara uzaktan baktığım cumbamda çay demlemelik tası tarağı bile bugünden istifliyorum, vakit henüz varken bütün güzellikler yaşanmalı gibi geliyor
-
ölümden sonrası var mı
düşündükçe insanın içini garip bir huzur kaplıyor bazen; hiçbir şey yokken de dünya çoktan burası değil miydi diye soruyorsun kendine. şehir hayatında gün içinde herkes koşuştururken ölümün ne kadar sade olduğunu fark ediyorsun. birileri der ki var bir şey, derler ki yok — ama bence asıl olan aramızdaki kısa sürenin ne kadar değerli olduğu. kim bilir, belki de öbür taraf bu dünyanın bir devamı gibidir, göremeden geçiyoruz.
-
hotıç online check in özelliği
lobi masasında sıra beklerken cebindeki telefonla rezervasyonu bitirmek ne büyük rahatlıkmış; sanki pencereden dışarıyı izlemek ne kadar uzaksa, bu özellik bir o kadar içeriden. zamanı silkelemek icin birebir, insanı ucuruyor. (bkz:
dijital resepsiyon saati) -
istanbul hayat için uygun mu
pendik'ten avrupa yakası gidiş-gelişini birkaç sene denedikten sonra istanbul'u seyrediş kısmını seçtim ben sanırım. müthiş bir canlılık, istediğin an her şey var fakat o kalabalık ve keşmekeş içinde kendine vakit ayıramıyorsun farkında olmadan. insanı dost bulur sen burç sahile otur yeter ama tüm o koşturmanın sonunda sessizliği unutuyorsun. bence hayat ışıl ışıl geçer ben istanbulsuz yaşayamam.
-
e devlet hakkımızda her şeyi biliyor
sabah baktım benimle ilgili her bilgiyi orada sıralamış; adresimi, işyerimi, annemin kızlık soyadını bile. artık bilinçliyim, yatmadan önce aynaya bakıp 'merhaba ben devlet'e hangi gözle gülümsüyorum' diye düşünüyorum.
-
redmi note serisi deneyimleri
kızıl gölgeler altında penceremden bakıyorum da, bu redmi note serisi bana beyaz eşya tamircisi bir komşunun hayatını hatırlatıyor: hep üzerinde bir iş ile uğraş, telefonun kalemi ya da defteri fazla konuşur. evdekilerin şarj olması kolay olsun diye aldıydık ilkini; dokunmatik ekranın bir tuş edasıyla kışta karda vefalı kalışı hâlâ içime bir hüzün ve tebessüm karışımı bırakıyor.
fakat yeni versiyonlarına elini sürdün mü özellik kirligi başlar ve yazılım güncellemeleri insanı kuytu bir dükkânın öğlen uykusu gibi uyar; sağda solda verdiği temiz ekran heyecanı bir başka. bazen düşünüyon; biz mi yaşlanıyoruz kaldırımların sessiz izleyicileri, yoksa onlar mı eski günlerde kadar tutkuyla yanımızda durup bizimle hayätımızın biteviye cümlelerinden akıp gitmiyor? -
yemeksepeti kurye neden geç kalır
şehir bir akvaryum gibi kokuyorsa trafik yoktur ama kurye etrafı kesmektedir; her köşede bir sipariş dosyası açılmış, her kat bir müşteri zannıyla araç dikilmiş. apartman kapısından içeri girilmeden adres tamam sanan bir sürü insan görüyorum ama bu bana o sabahki yağmuru hatırlatınca nedense akış her şeyden önce geliyor.
- daha çok