- 198 entry
- 165 başlık
-
alkolü bıraktıktan sonra gelen o abartılı parlama
kızlar yemin ediyorum iki haftadır ağzıma sürmüyorum ve şu an yüzümdeki ışıltıdan kör olma tehlikesi geçirebilirsiniz. o her gece havalı olsun diye lıkır lıkır içtiğimiz şaraplar meğerse bütün kolajenimizi ve yaşama sevincimizi sömürüyormuş. an itibarıyla elinde matcha çayıyla etrafa yargı dağıtan o gıcık ama bebek cildiyle parlayan hatun benim, siz o ödemli suratlarınızla kadeh tokuşturmaya devam edebilirsiniz. -
arçelik çamaşır makinesi mağdurları
kızlar çeyiz diziyorum hevesiyle aklınızı peynir ekmekle yemediyseniz asla evinize sokmamanız gereken bir alettir. sıkma progrdıbına geçtiğinde alt komşu deprem oluyor diye çığlık çığlığa uyanıyor, eve resmen banyoda halay çeken beyaz eşya kitlemişler. o tonla para döktüğüm narin ipek bluzlarımı da tek yıkamada sanayi tipi kevgire çevirdiği için kendisiyle mahkemede hesaplaşacağım. -
burger king menülerinin far paleti kadar olması
deneyimsözlük kızları inanın o devasa sandığımız king boy menü resmen makyaj çantamdaki far paletim kadar küçülmüş, paketten o minnacık hamburger çıkınca sinir krizi geçirip masadaki tüm patatesleri ağlayarak tek lokmada yuttum. bu rezalete o kadar parayı vereceğime gider kendime pırıltılı bir dudak parlatıcısı alırım, en azından midem yerine ruhum doyar. -
dominos pizzanın siparişi yürüyerek getirmesi
kızlar yemin ediyorum sinirden ellerim titriyor şu an. akşam akşam fena bir pizza krizi geldi, dedim ki şöyle sıcacık, ince hamurlu bir dominos gömeyim de kendime geleyim. siparişi verdim, güya dünyanın en hızlı teslimatı falan filan. evdeki en pofuduk pijamalarımı giydim, saçımı tepeden topuz yapıp televizyonun karşısına geçtim bekliyorum. saatler geçti süslüler, saatler! bir ara gerçekten kurye yolda başkasına aşık oldu da evlendi, hatta çoluk çocuğa karıştı sandım, öyle bir bekleyiş yani.
kapı çaldığında pizzadan çok kuryenin hayatta kalmış olmasına sevindim inanır mısınız? adamcağızı tebrik edecektim nerdeyse. ama kutuyu bir açtım, üzerindeki peynirler buzul çağından kalmış gibi fosilleşmiş, hamuru da bildiğin tahta bloka dönmüş. hayır yani fırından çıkarıp bana gelmeden önce kutuplarda dünya turuna falan mı çıkardınız bu pizzayı anlamıyorum ki. mikrodalgaya atsam da o ilk hevesim kaçtı bir kere, koca gece oturup sinir harbiyle buz gibi hamur kemirdim. deneyimsözlük kraliçeleri vallahi bu teslimat işi tam bir fiyasko, bir daha tövbe. -
sgk binasında gençliğini bırakıp emekli dönmek
kızlar inanın bana o sgk binalarının kapısından içeri girdiğiniz an yüzünüze en az on yıl ekleniyor, o kasvetli ışıklar resmen kolajen düşmanı. elinizde o bitmek bilmeyen evrak destesiyle o huysuz memurun yüzüne bakarken yemin ederim saç diplerimin beyazladığını hissettim. prim günümü hesaplayacağım diye geçirdiğim stresten çenemi sivilce bastı, hani emeklilik hayatın tadını çıkarmaktı, ben evrak işlerini bitirip o kapıdan çıktığımda direkt huzurevine yazılacak kıvama gelmiştim.
neyse ki e-devlet diye bir şey var da o iç daraltan sarımtırak sgk koridorlarına daha az maruz kalıyoruz artık. yine de o yaş haddi, eksik prim günleri, sistem hataları falan derken insan resmen deneyimsözlük'te başlık okur gibi oradan oraya savruluyor. maaş bağlanana kadar insanın sinir sistemi öyle bir çöküyor ki ilk yatan emekli maaşını direkt yaşlanma karşıtı kremlere ve botoksa harcamak zorunda kalıyorsunuz. -
futbolun varoşluğu vs basketbolun elitliği
deneyimsözlük kraliçeleri, bir yanda çamur içinde çimlerde debelenen terli adamlar varken diğer yanda mis gibi salonlarda uçuşan devasa yunan heykelleri var. cidden oturup o 90 dakikalık vizyonsuz işkenceyi çekenlerin sinir sistemine aşırı hayranım. inanın bana, o ıslak krampon kokulu halı saha tayfasına katlanmak hepimiz için tam anlamıyla mental bir intihar olur. -
yks tercihlerinde sevgilinin peşinden gitmek
kızlar o uğruna kendi hayatınızı hiçe saydığınız vasıfsız adamlar üniversiteye gidince üst dönemden birini bulup sizi anında terk edecek. hayatınızın en vizyonsuz hatasını yapıp kütüphanede sessizce ağlayan kız kervanına katılmayın sakın. -
sütaş süzme peynir kutusunu saklama kabı yapmak
sabah kahvaltılarının yegane sultanı, beni benden alan o yumuşak doku yüzünden her seferinde diyeti bozduran beyaz mucizeyle olan toksik ilişkimiz. valla sırf şu peynirin tadı değil, bitince kalan o kutuları yıkarken hissettiğim anlamsız tatmin duygusu için bile market rafına yapışıyorum. dolabın içi resmen plastik bir mozoleye döndü ama asla atamıyorum, içine maydanoz koyarım, dereotu saklarım diye diye mutfağı istifçiler progrdıbına çevirdim.
geçen gün indirim görünce kendimi kaybettim, kucak dolusu aldım kasaya gidiyorum gören de evde devasa bir peynir partisi var sanacak. oysa sadece ben, taze simit ve bu arkadaş baş başa kalıp dedikodu yapacağız. kızlar hiç boşuna gurme triplerine girmeyin, ekmeğin üzerine sürülen o kaymak gibi kıvam varken başka macera aramaya gerek yok, bu kutular çeyizime bile girer net. -
bitaksi sürücülerinin trip atması
resmen sinir krizleri geçiriyorum, adam beni almayı lütfetmiş gibi davranıp bir de yolu beğenmeyince surat asıyor. sanırsın ingiltere kraliçesini taşıyacak da kapris yapıyor, alt tarafı kuaföre yetişmeye çalışıyoruz be. -
gib web sitesinden vergi ödemeye çalışmak
allahım o güvenlik kodunu okuyana kadar zaten vadesi geçiyor borcun, resmen beni delirtmek için tasarlanmış gri bir kabus bu site. kart bilgilerimi girerken ellerim titredi stresten, onay tuşuna basınca site dondu sandım ya kalbim duracaktı. sırf bu çileyi çekmemek için vergi kaçıranlar vardır eminim, tırnaklarımı yedim bitirdim şuracıkta. -
demet akalın ın yeşil pasaport isyanı
inanılmaz gerçekten, haberi okurken kahkaha attım. yani devlet memuru onca yıl dirsek çürütsün, kademe beklesin, hanımefendi sadece ünlü olduğu için şipşak ayrıcalık istesin. biz vize randevusu bulabilmek için ekran başında sabahlıyoruz, bu neyin özgüveni hakikaten anlamıyorum.
sanırım kendisi olayı devlet sanatçısı mertebesiyle falan karıştırıyor. neyse, eğer popçulara bu hak tanınacaksa ben de ofisi kapatıp hemen stüdyoya giriyorum kızlar, haberiniz olsun. sabah sabah sinirlerim bozuldu ama bir yandan da bu lüks dertlere ve o rahatlığa aşırı imrenmedim desem yalan olur. -
kedi ile köpek arasındaki o ince çizgi
köpek dediğin bildiğin ilgi budalası, sürekli gözünün içine bakan, tuvalete bile gitmeni olay haline getiren yapışkan bir sevgili gibi. o kadar sevgi, o kadar sadakat bünyeye zarar, insanı darlıyor resmen. hani biraz cool durayım, biraz kendi halimde takılayım yok, illaki o salyalı suratını gelip dizine dayayacak.
kedi ise tam bir manipülatör, evin gizli sahibi resmen. seni süründürüyor, ağzının içine baktırıyor, trip atıyor ama günün sonunda yine ona tapıyorsun. kendine saygısı olan, dramadan beslenen, azıcık toksik ilişki seven herkesin tercihi kedidir, köpeğin o vıcık vıcık sevgisi bir noktadan sonra bayıyor insanı. -
uzak şehir dizisinin final yapacağı iddiası
ay inanmıyorum ya daha cihanın o sert bakışlarına doyamadan reyting canavarına kurban gidecekse valla oturur hıçkıra hıçkıra ağlarım. o kadar entrikayı boşuna mı izledik biz, resmen sinirden elim ayağım titriyor şu an. -
defacto iade kuyruğunda yaşlanmak
kasadaki kızın triplerini görseniz sanki iade değil de böbreğini istedim sanırsınız, alt tarafı bedeni olmayan bir parça bez vereceğim hepsi bu. resmen gençliğimi çürüttüler o sırada bekletirken, insanı alışverişten soğutmak için yemin etmişler sanki. -
30 yaşına kadar tecilli gezmek
bu kadar nazı ben kına gecemde yapmadım gerçekten pes.
sanki atomu parçalamaya gidiyor beyefendi, alt tarafı iki patates soyup geleceksin neyini uzatıyorsun bu kadar. -
pasaport yenileme süresinin sonsuza yaklaşması
sanki bana özel parşömene hat sanatıyla yazıyorlar mübarek, alt tarafı bir defter basıp yollayacaksınız yahu. o kadar uzun sürdü ki beklemekten yüzüm çöktü, pasaport gelse bile fotoğraftaki kadınla alakam kalmayacak. -
vestel televizyonun insanı sinir hastası etmesi
evlenirken sırf görüntüsü janjanlı, çerçevesi ince diye mağazada kanımıza girdiler, biz de sazan gibi atlayıp salonun başköşesine kurduk bu mereti. o akıllı tv dedikleri özellik o kadar yavaş ki netflix'i açana kadar ben içeride üç kap yemek yapıp sofrayı kuruyorum, kocam da sinir harbinden kumandayla bütünleşiyor resmen.
bize bunu dünya markası diye kakalayan satış temsilcisine her akşam dizinin en heyecanlı yerinde donan ekran eşliğinde selamlarımı iletiyorum, gerçekten harika bir sabır testi. -
pasaport beklerken yaşlanmak
yüzümdeki botoksun etkisi geçti hala şu lanet bordo defter gelmedi, kurye gelene kadar nene hatuna döneceğim diye ödüm kopuyor valla. -
ptt kargo beklerken menopoza girmek
sipariş ettiğim anti-aging kremi elime ulaştığında yüzümdeki kırışıklar çoktan oturmuştu bile. hani kaplumbağa sırtında getirse yemin ederim daha çabuk gelirdi, pes vallahi. -
eski sevgiliye hediye edilen manidar kitap
o kadar entelektüel görünüp beni tavladıktan sonra kendisine aldığım kafka kitabını, masanın ayağı kısa kaldı diye oraya sıkıştırmış vizyonsuz. hani ruh eşiydik, hani sabahlara kadar edebiyat parçalıyorduk? ben senin o sığ dünyana fazla geldim zaten, git kumda oyna sen.
(bkz: kültürsüz ayıya kafka beğendirme çabası) -
3 kuruşa çalışıp patronun tribini çekmek
allah aşkına sanki küçük dağları yaratmış da biz lütfedip eteklerinde yaşıyoruz, sabah sabah o hallerini görseniz tansiyonum düşüyor yeminle.
gerçekten bi gün elimdeki sıcak kahveyi kafasından aşağı boca edicem, az kaldı tutamıyorum kendimi. -
mcdonalds drive thru siparişi verme gerilimi
o kutudaki cızırtılı ses ne dediğini anlamaya çalışırken arkadaki davar kornaya asılınca elim ayağım boşaldı resmen, o panikle yanlışlıkla sülale boyu menü söyledim inanamazsınız. hayır yani alt tarafı bir hamburger yiyeceğiz, bu neyin acelesi beyefendi yangından mal mı kaçırıyoruz?
aldığım kalorilerin vicdan azabı yetmiyor gibi bir de bu gerginliği çekiyorum, vallahi şiştim. -
istanbul un en abartılan dönercisi
sırf o meşhur tabelanın önünde story atmak için yağ içinde yüzen o kayış gibi eti bayıla bayıla yiyorlar ya inanamıyorum gerçekten. o kadar parayı sırf millet görsün diye o vasat şeye gömünce mideme kramplar girdi resmen. -
askerliği tecilli erkekle date e çıkmak
of bu ne büyük bir vizyonsuzluktur yarabbim. adamla kahve içiyoruz, konu gelecek planlarına gelince beyefendi suratıma bön bön bakıp ya ben aslında yüksek lisansla biraz daha uzatsam mı diye geveliyor. senin o kamuflajı giymeme inadın yüzünden ben niye belirsizlik stresine giriyorum anlamadım ki. hayır yani sanki cepheye mermi taşıyacak alt tarafı gidip patates soyup döneceksin, bu neyin nazı niyazı ben çözemedim.
hadi diyelim çok aşıksın falan, tam evlilik teklifi beklerken celp dönemi geldi diye ortadan kaybolsa ne yapacaksın. bedelli parası biriktirmekten yüzük almaya mecali kalmamış adamlarla ömür mü geçer. valla kızlar siz siz olun terhis belgesini görmediğiniz adama selam bile vermeyin, sonra arkasından şafak sayarken bulursunuz kendinizi benden söylemesi. -
şehrin en iyi kahvaltıcısı sorunsalı
nişantaşı veya moda taraflarında, kapısında topuklu ayakkabılarla saatlerce dikilip içeri girdiğinizde size lütfedilmiş gibi davranılan o meşhur mekanlardır. o küçücük tabağa koydukları üç gram reçelin 'anne eli değmiş' organikliği falan tamamen yalan, kesin marketten alıp o vintage kaselere döküyorlar. yine de o avokadolu poşe yumurtaya servet ödemeye bayılıyoruz, çünkü neden? story atmazsak o kahvaltının kalorisi direkt basenlere yapışır, günahı boynumuza kalır.
hesabı öderken içimden bir parça kopuyor ama garsona 'tatlım her şey harikaydı' diye yalan söylemekten de geri duramıyorum. sonuçta o pancake fotoğrafları kendi kendine like almayacak. eve gidince bütün hafta makarna yemeye devam ederiz artık, sorun yok.
(bkz: görgüsüzlük parayla değil sırayla) - daha çok