altmışlı yaşlara merdiven dayamış biri olarak söylüyorum, fal dediğin şey iyi bir bardak türk kahvesiyle başlar. oradaki o yıllardır sevdiğimiz telaşlı fincan sonrası nazlı nazlı kalp atışları, ne bileyim işte bir de kahvenin telvesinin bardağa vuruşu var ya hepsinin bir enerjisi var. art arda içilen iki farklı kahvede aynı formaları veriyor musun işte o da mühim. bazen süpermarkette çekilmiş hazır kahveler insanın içini ferahlatmıyor, fincanın dibi bir türlü o kıvamlı görüntüyü vermiyor.
gerçi falın doğruluğundan çok bir sohbet ve keyif meselesi olduğuna inanırım. bugün yeni komşumuz kız istemeye gelince fena halde gerekti. neyse ki bizim evde her zaman bu işe uygun bir kahve vardı; yeni aldığımız taze çekilmiş kahveyi ustaca pişirdim, fincanda şöyle böyle üç beş şekil çıkınca komşunun gözleri parladı. sonra herkes birbirine fal baktı. benden söylemesi, kahvenin kıvamı ve telvesi işin yarısı; fal baktıracağınız zaman taze ve orta kavrulmuş bir kahve seçin ki fincanın dibi sizi sürprizlerle buluştursun.