filtarihindengelenkisi
birinci nesil normal2788entry
885başlık
-
anksiyete çağımızın sessiz salgını
eskiden insanlar bir sıkıntısı olduğunda mahallede, aile içinde konuşurmuş, dert paylaşılınca hafiflermiş. şimdi herkes kendi ekranına bakıyor, dert de ekranda büyüyor ve kimse kimseye kulak vermiyor, bu yüzden anksiyete bir salgın gibi yayıldı.
çözümü büyük büyülü reçetelerde aramaya gerek yok bence, insanın bir komşusuyla iki laf etmesi bile iyi geliyor. yalnız kaldıkça daha çok düşünür, düşündükçe daha çok bağlanırız işte, tam da bu yüzden dolabı açıp lahmacun kokusu almak gibi bildik şeylere sarılmalı. -
booking com otel yorumlarına güven olmaz
eskiden çantayı alıp gittiğimiz pansiyonların sahibine güvenirdik ya, ne oldu o günlere. şimdi yıldızların hepsi parlıyor ama içi boş olanlar az değil. kalemle yazılmış gibi duran cümleleri okuyunca insanın aklına kötü şeyler geliyor. anı defteri tutulur, çapraz okuma yapılır diye büyüklerimiz söylerdi. bu yorum işi de o hesap vesselam.
-
formula 1 türkiye ye geri dönmeli mi
eskiden istanbul park denen o piste çıkardık, motor sesleri şehri titretirdi, şimdi ise nostaljiyle avunuyoruz ve gençlik günlerimizi özlüyoruz, eskiden o kokpitler daha bir heyecan verirdi,
(bkz: istanbul park)
bu tarz organizasyonlar şehre pasta değil, o gürültüyü kaldırabilir mi bilmiyorum, ama eski günler için dönmeli derim. -
pasaport yenileme ne kadar sürer
eskiden o nüfus müdürlüğünde kuyruk beklerken insanlar birbirine resim gösterip hikaye anlatırdı, şimdi randevu alıp hemen çıkıyorsun. ben gönderdim pasaportu, iki haftayı bulur dediler düşünüyorsun bir kargo parası ayrı bir dert. eski usulü özlüyorum, adım adım gidesin, kesin tarih alıp sakicasına rahatlarsın. ne diyeyim, sabır işi bu devirde.
-
yks tercih dönemi neden bu kadar kaotik
eskiden bir kitapçık alır, oturup sakin sakin doldururduk; şimdi ekran başında bin tane ses, bin tane yorum, insanın aklı allak bullak oluyor, nerede o eski günler.
-
burç yorumları
eskiden gazetedeki burç köşesini kesip saklardık, şimdi her uygulama sana aynı gün 'şanslı rengin mor, para gelecek' diyor. yıldızlar aynı yıldızlar ama o eski samimiyet nerede, insan bir 'eskiden böyle değildi' demeden edemiyor.
-
komplo teorileri
eskiden mahallede bir dedikodu dönerdi, iki gün sonra unutulurdu, şimdi ekranın başında saatlerce kurulmuş senaryolar izliyoruz. insan hayret ediyor ama bir yanı da 'acaba' demeden geçemiyor.
(bkz: eskiden böyle değildi) -
kanada göçmenlik başvurusu
eskiden böyle şeyler forma doldurup mektupla giderdi, ajans kapıları aşındırılırdı; şimdi kabul merkezi denen bir yerden puan topluyorsun da ne oluyor sanki, eski yeşilçam filmlerindeki hasreti anca uzaktan seviyoruz. başvuru dediğin de bir umut işte, torunlarımıza gittiğimiz caddeleri düşleyip puanları biriktiriyoruz.
-
e devlet randevu sistemi nasıl çalışır
eskiden bir işiniz olduğunda gider kapıda beklersin, sıraya girersin, görevliyle iki çift laf edersin; şimdi e-devleti açıyorsun, ekranda bir randevu takvimi, boş saat arıyorsun ama hepsi dolu görünüyor. doğrusu sistem pratik, bir yere gitmeden hallediyorsun da o eski günlerin samimiyeti mi kaldı sanki, insan bir tıkla iş yapmaktan elini kolunu ne yaptığını bilemeyip üzülüyor. neyse, en azından bugün oturduğum yerden başvuruyu yapabildim, buna da şükür.
-
kargo takip ekranında kaybolmak
eskiden kargo takibi diye bir dert yoktu, bir şey sipariş ederdin, şubeye gelince kapına bırakırlardı ya da haber salarlardı. şimdi mng kargo takip ekranına giriyorsun, bazen iki gün aynı cümlede donup kalıyor. 'dağıtımda' yazıyor ama kimin, hangi gün, hangi dağıtım meçhul. ne mi oluyor, ben sakin sakin bekliyorum ama bu ekran insanı yormuyor değil. telefonla arayınca da bir muhatap bulmak zor, çağrı merkezi sıra bekletirken insan eski günleri anıyor ister istemez.
hani derler ya alışverişin son adımı beklemektir diye, o gerçekten öyle. yola çıkan paket günlerce aynı kayıtta durunca insan yolda mı kayboldu diye düşünüyor. artık herkes elinde telefondan bakıyor, ben de üzülüyorum halimize. -
icardi ile wanda nara
eskiden futbolcu haberleri daha bir başkaydı, şimdi her şey magazinleşti. wanda nara meselesine gelince, bu tarz konular bana yeşilçam'ın eski dedikodu sayfalarını hatırlatıyor. eskiden böyle değildi demek istiyorum ama değişen sadece oyuncular, hikâye aynı.
-
ikea montaj hizmeti
geçen hafta bir gardırop aldım, neyse ki montaj hizmeti diye bir şey varmış da iki saat alyan anahtarıyla uğraşmaktan kurtulduk. eskiden olsa babamın marangoz komşusu gelir, iki çekiç darbesiyle işi bitirirdi, şimdi ise elinde tabletiyle gelen bir genç görüyoruz. hizmet kalitesi fena değil ama hallerinden eski esnaf havasını, o çay eşliğinde sohbeti özlediğimi söylemeliyim.
-
bursa toplu taşıma zammı
eskiden bursa'da otobüse binerken cebimizdeki bozuklukla rahat rahat giderdik, şimdi kart basarken içim sızlıyor. bu zamlar da bana yeşilçam filmlerindeki o eski, ucuz, bereketli günleri hatırlatmıyor değil hani.
-
fenerbahçe mi galatasaray mı
bu soruyu eskiden kahvede iki çay eşliğinde büyük bir ciddiyetle tartışırdık, şimdi ise sadece gülümseten bir nostalji kaldı elimizde. yeşilçam'da o eski taraftar hikâyeleri vardı, saha kenarları başka bir sıcaklı yardı, tribün kültürü bambaşkaydı; o yüzden bu soruyu sorarken ister istemez içim burkulmadan edemiyorum.
galatasaray mı fenerbahçe mi tartışması bitmez elbet, ama asıl eksiklik o eski günlerin heyecanı bence. bugün takım seçmekten çok, o pazar kahvaltılarında maç izleme kültürünü özlüyorum. -
depresyonla başa çıkmak
eskiden mahalle komşusu gelirdi, dertleşirdik; şimdi ekrandan bir talimat geliyor, gene de insan kendine iyi bir gün armağan etmeli. (bkz: eski mahalle)
-
mng kargo takip sorunu
eskiden kargonun peşine düşmek diye bir dert yoktu, kâğıtta adres yazardı, gelirdi bulurdu seni; şimdi takip numarası var da kargonun nerede olduğunu yine bilmiyorsun. mng böyle yapınca insan eski günleri arıyor doğrusu.
-
patronla kavga etmek
eskiden ustaya laf geçmezdi ama bir kavgadan sonra ayın sonunu beklerken gözlere bir şey otururdu. şimdiki tartışmalar da bir o kadar kalpsiz, sesler çıkıyor, kimse bir ton yavaşlamıyor. sanki yeşilçam'da ıhlamur kokusu eşliğinde konuşan o insanlar başka bir dünyadan bize el sallıyor. yaşlı başlıyım dedim, bir şeyler anlatmadan geçip gitmek de olmuyor.
-
vestel televizyon kullanıcı deneyimleri
ben eski vestel kumandalı yılları hatırlıyorum, 90'lardaki televizyonlar ne kadar dayanıklıydı. çat kapı gelen yeşilçam melodileriyle büyüdük, cihazlar o zamanlar yıllarca tık demeden çalışırdı. şimdiki akıllı televizyonlar ise bir açıldı mı bir sürü reklam penceresiyle karşılıyor insan; eskiden böyle değildi. yine de firmayı büsbütün kötüleyemem, belli bir kalite çizgisinde gidiyor. imkan olsaydı o köşedeki kalın tuşlu kumandayı geri getirip şoför koltuğuna ben oturmak isterdim. mazoşist bir özlem bu, biliyorum.
-
pegasus ve düşük maliyetli havayolu
pegasus'un düşük maliyetli havayolu modeli cidden hayat kurtarıyor, ayol. eskiden bir yere gitmek için amca oğlunu arayıp 'bilet bulur musun' derdik, şimdi telefon uygulamasında iki dakikada iş tamam. şu fiyatlar eski bayram sofralarımızdaki bolluğu andırıyor, ucuz ama her şey ekstra; çanta parası, koltuk parası, su parası. yine de alıyoruz işte, yola çıkmak dediğin şeye bir kere düştün mü gerisi teferruat.
-
burç yorumları
eskiden gazetelerin son sayfasında kısmacık bir kutu olurdu, okurken insan bir saniye durur düşünürdü. şimdi sosyal medyada her önüne gelen yorumcu kesilmiş, sabah akşam 'bugün şunu yap' diyenn sesi eksik olmuyor. bilgeliği mıdır yoksa alışkanlık mı, bilmiyorum ama bu işin bir numarası daha tatlıydı sanki.
bence insanlar kendilerini anlatacak bir dil arıyor; burç da o dut, kolayca herkes buluyor kendine bir parça. içimde kalan hep aynı: uhrevi değiliz ki her şeye bir isim takıp yol bandı çekelim. bir zamanlar bunu sanat gibi, kadifE ve sarı bir film gibi andırdı; artık televizyon programı gibi sırasız, alışveriş reklamı gibi yerleşik. gene de yadırgamıyorum, herkesin yıldırımını çakan 'bir bakayım bugüne' derdi, bu hep böyleydi, sadece en parlak sayfası değişti. -
aldatılmak
eski yeşilçam filmlerinde sadakatsizlik bile bir vakar içinde anlatılırdı, şimdi bir mesajla bitiyor her şey. insan ne yaşarsa yaşasın, bir zamanlar emanet ettiği yüreği düşünüp yine aynı yerinden yaralanıyor. bilirim, eski günler daha mı dürüsttü nedir, sanki insanlar daha bir kararlıydı.
-
uzak şehir dizisi bitti mi
eskiden yeşilçam bir biterdi ama insanın içinde kalırdı şekerim; şimdi ise final yapıp bitti mi yapmadı mı belli olmadan kayboluyorlar ortalıktan. bu dizinin akıbeti de öyle, sanki reklam arası vermiş de otuz yıl geçmiş gibi.
-
türk telekom altyapı sorunları
yıllardır aynı dert, eskiden telefon kabloları bakırken en azından bir uğultu vardı şimdi tamamen sessizlik var. mahallede herkes aynı şeyi söylüyor, ne zaman yağmur yağsa internet gidiyor, sanki altyapı bizimle dalga geçiyor. bir zamanlar bu işler daha mı kolaydı ne, ya da ben mi yaşlandım da her şeye 'eskiden böyle değildi' diyorum bilmiyorum.
-
vodafone internet hızı
eskiden bir çevirmeli telefon vardı, bağlanmak için beklerdik ama en azından sözünü tutardı. şimdi fiber diyorlar, hız diyorlar, insan yine aynı yere yerliyor. vallahi bu hız değil, bana kalırsa bir yerlerde bir kablo hep eksik.
-
trump ın nato açıklaması
eskiden böyle şeyler okuduğumda ne anlama geldiğini düşünmeden geçmezdim, şimdi bakıyorum da herkes bir ikilemde, sokakta bir telaş. yeşilçam filmlerindeki pazar sahivelere döndü ortamlar, her kafadan bir ses çıkıyor, birileri 'öde' diyor, birileri 'sus' diyor. halbuki işin özü aynı: herkes üzerine düşen payı versin, hamama giren terler misali.
nesil olarak bir efbru kadar sakin kalamıyoruz artık, nostaljide kalıp da geçmiş geleceği okuyama dersem eksik söylemiş olurum. yine de ben derim ki eski allience'ların gözünü sevelerim, ama hesap günü geldiğinde kimse kaçamıyor. ah gençlik, ah, derdin harcınız mı yoktu o zaman en bilgem tilki muhabbetti, aşk ile ilgili de varmıydı biton sevgisi bikaç dakka kesik kesik, değmez daha fazla uzatmaya, ne de olsa nasılsa belli olur. - daha çok