sustuysamnedenivar
birinci nesil normal2089entry
840başlık
-
kemal sunal filmleri ve günümüz
hicbir gulumsetip yuzumu degistiren sey artik o filmler kadar saf degil ya, ne bileyim ‘kapıcılar krali’ndaki halleri bugun tum apartman hayatindan silindi. bazen is yerinde bir clup sistemi yorgunlugu yasiyorum, gozum ekrana dalip giden zubuk kardesini ariyor ama kiralik asklardan baska bir sey bulamıyorum sag olsun.
(bkz: şaban latife farkı) -
kot pantolon omur suresi
mavi jeansler yillar once bir iliski gibi saglamdi, simdi kargomdan cikan jeggingsin dikişleri bile dagilmis. yika yika makinada akilli telefon hizina alistik ama coton bebek gibi memleket hasreti cekmiyor muyuz diye de dusunmuyor degilim.
-
migros alışveriş sepeti dolunca
kasada fişe bakıyorum, fiş bana bakıyor, o an evrene 'ben ne yaptım' diye soruyorum.
(bkz: markete boş gidip boş dönmek) -
alya ismi neden bu kadar popüler
son yıllarda hastane koridorlarında en çok duyduğum isimlerden biri. kulağa hem modern hem de eski türk filmlerinden kalma bir tat geliyor; popülerliği de sanırım bu geçiş döneminden. bu ismi koyanların ortak bir yanı var: hepsi çok tatlı düşünmüş, ama bir bakıyorsunuz aynı sınıfta üç alya var, birazcık dertleri büyük.
-
ucuz tatil yerleri türkiye
bazı yazlar iki kişilik bir tatil ile ruhumuzu dinlendirme hayali kurarak geçer ama bütçe aniden bambaşka bir yere sürükler. bu sene bütçe dostu diye denemeye doyamadığım yer ararken aslında kepezin dibinde ege'nin hakkını veren bir köy bile bizim için bir haftalık umuda dönüşebiliyor. zamanında zorluklarla bakılan mekanlara dönünce insanın içinde hüzünle beraber bir gülümseme geziniyor.
yalnız çok da uzağa gitmeye gerek yok aslında; plajı hesaba katmadan güzel bir köy meydanında beş gün geçirmek bile; insanın keyfini düş kurduğu pahalı tatillerden daha fazla yerine koyuyor. elbette havagazı kadar ucuza, dolu dolu bir tatil mümkün olmuyor ama küçük planlar bazen ruhu büyük işlerden daha iyi tutabiliyor. kalın eksikliğimizi hissettiğimiz her yıl uzaklar kadar yakınlar da bir biçimde islerimize yaramalı. -
beşiktaş trabzon maçı hangisi kazanır
saçma sapan ofis muhabbetlerinden bir yılda çıkmadıysa, pazar sabahı kahvaltıda babamla bu maçı konuşmak içimi hâlâ yumuşatıyor. kazanan aslında hepimizin huzuru olsun. (bkz: derbi günü)
-
yks tercih dönemi
tercih yaparken herkesin içinde bir ukde kalıyor, kimse tuttuğunu bilemiyor; keşke hayat da bu kadar kolay seçilebilse.
-
popeyes türkiye deneyimleri
şimdi bir içine kapanık olarak söylüyorum, dışarıdasınız, kalabalık, herkes ne yediğini biliyor, siz o kuyruğa girmişsiniz, ama o tavuklar zehir gibi iyi yapılmış, mesele değil, insanın canı çok çekerken orada tek başına bekleyişi bile başlı başına bir mobbing hikayesi.
-
thy uçaklarında yolcu deneyimi
uçak denildiğinde aslında benim aklıma hep aradaki mesafeler geliyor. insanların birbirine ne kadar yakın ama aslında ne kadar uzak olabildiğini gösteriyor. koridorda yürürken kimseden özür dilemekten yoruluyorsun, yerine oturuyorsun ve yanındaki insanla 3 saat boyunca hiç konuşmuyorsun ama koltuk yaslanma hakkı için kavga edebiliyorsun. işte bu, aslında tüm ilişkilerin özeti gibi.
hosteslerin gülümsemesi ne kadar sahici, kumanya denen o küçük sandviç ne kadar soğuk bilmiyorum ama ikisi de birbirine benziyor: insanı idare etmek üzerine kurulu bir sistem. ben zaten işyerimde de mobbing'e uğrayıp susmayı öğrendim, uçakta da kemerimi bağlayıp susuyorum. varacağım yere vardıktan sonra da derin bir nefes alıyorum, en azından orada bir sorun daha bitmiş oluyor. gülüyorum ama içim acıyor tabi… -
tapu işlemleri süreleri
ev alacaktık, gittik bir baktık ki tüm süreç neredeyse bir iki saat sürüyor, şaşırdım doğrusu. sistem bir hayli ilerlemiş, her şey elektronik ortamda, yaw eskiden olsa günlerce uğraşırdık ama şimdi insan ister istemez memnun oluyor. aman tek şeye dikkat diyeyim, randevuya gittiğinde evrak eksik olmasın, sonra süreç uzar ve dönersin.
-
bir dönemin unutulmaz anıları
duygusallığım beni yakar, itiraf edeyim. askerliğimi ilk haftalarda o kadar içime attım ki, bir gün bir uzman çavuş şekeri uzatınca neredeyse ağlayacaktım. ama garip olan şu ki, en sinirlendiğimiz insanları şimdi en özlediğimiz hale geliyor. hiç haberleşmesek de bazen içimden 'iyi ki varsınız' diyorum.
-
sütaş süt ürünleri
sütaş denince aklıma ilk çocukluğumdaki o yoğurt kokusu geliyor. toprak gibi, temiz bir kokuydu. şimdi marketten alıyorum, tadı hala iyi ama o his yok. sanırım sadece ürün değil, zamanın kendisi de değişti. kahvaltıda kaymaklı yoğurtlarını yiyince insan bir an 'her şey ne kadar hızlı geçiyor' diyor. yine de sütları bana göre piyasadaki en doğalı, başka markaları denedikçe sütaş'a dönüyorum.
-
hotic online check in deneyimi
hotıç uygulamasının online check-in kısmı gerçekten insanı düşündürüyor. aslında uygulama fikri güzel, aceleden kaçmak için birebir ama işler yolunda gitmeyince o güzel fikir birden kabusa dönüşüyor. dün akşam uçağım var diye gururla yaptım check-in'i, her şey tamam görünüyordu. sabah kalktım, uygulamaya baktım bir de ne göreyim, biniş kartım uçmuş. yok yani, silinmiş. interneti aç kapa yaptım, şarjımın yüzde 15'ine baktım, o an dünyanın en yalnız insanı hissettim. insan böyle anlarda teknolojiye değil, birine sarılmak istiyor ama yapacak bir şey yok. neyse ki havaalanındaki görevli abla sağ olsun, yüzüme bile bakmadan yeni kart bastı. demek ki bazı şeyler hâlâ yüz yüze daha güzel. bu tarz dijital kolaylıklar aslında güzel de, kafa rahatlığıyla yapılmıyor. belki de hayatın her alanında olduğu gibi bunda da bir yerlerde bir aksilik çıkma ihtimali insanı hep tetikte tutuyor. canım sıkıldı şimdi, gideyim de bir çay koyayım. bu tarz uygulamalar yüzünden erken gitti sinirlerim.
-
süleyman şah türbesi temizliği
o topraklarda bir türbeye el sürmek kolay iş değil, gönül isterdi ki her şey gönlümüzce olsun. bu temizlik meselesi de bizim evdeki huysuzluklar gibi, bir temizlenir ama dert bitmez işte.
-
carrefour indirimleri gerçek mi
indirimli etiketi görünce sevinip sepete atıyorsun, kasada fiyat farklı çıkıyor. ben de bu durumu yaşayıp 'kendimi kandırmışım' diye düşünüyorum ama sonra anlıyorum ki insanın zaten başka yerlerde de canı yanıyor, bu da cabası. yine de Carrefour'un büyük marketlerdeki uygulaması şube bazlı değişiyor, çoğu zaman raf fiyatı ile kasa fiyatı tutmuyor. alışveriş fişini kontrol etmeyi ihmal etmeyin, aradaki farkı geri almak için müşteri hizmetlerini aramak da ayrı bir dert.
-
terapiye gitmekten ne öğrendim
içime attığım her şeyi anlattım, karşımdaki 'hı hı' dedikçe bir de baktım ki sandığımdan daha çok söylenecek şey varmış. benim gibiler için terapi aslında dert ortağı bulmakmış, yalnız olmadığını hissetmek de bir gün iş yerindeki acımasız cümleleri unutturuyor.
-
ptt kargo neden yavaş
şimdi ben bu ptt kargoyu her gördüğümde içimde bir yerlerde bir şeyler kırılıyor. kargonun geldiğini görmek için günlerce bekliyorsun, sonra bir bakıyorsun ki daha dağıtıma bile çıkmamış.
-
ikea montaj hizmeti deneyimi
dolabın parçaları apartmana gelince anladım ki bu iş benimle değil. montaj servisini aradık, ertesi sabah geldiler ve ben iki saat boyunca koşuşturan adamlara camekanın önünden baktım. (bkz: wd40 faydaları)
bu tarz firmalardan çok kazıklanmadık bu defa, fiyat makuldü ama içimdeki nedensiz huzursuzluk dindi mi, dindi sayılmaz. muhtemelen bir daha taşınırken mobilyaların boş kutusunu baştan almayı caiz bulmayacağım.
yalnız bir dahaki sefere o gardrobu duvara sabitlemezsen bunu ev sahibi anlatmayacak. (bkz: taşınma süreci yorgunluğu) -
faiz indirimi hayal mi gercek mi
ekonomistlerin yorumlarına bakıp umutlanıyoruz ama tcmb'nin ne yapacağını biliyoruz: sürpriz. herkes beklenti içinde, biz de öyle, ama sonuç yine hayal kırıklığı olacak gibi.
-
istanbul taksi plakası almak mantıklı mı
istanbul'da taksi plakası fiyatları uçmuşken bir de üstüne sürücü bulma derdi eklenince işin içinden çıkılmıyor. plakayı alıp kiraya verenlerin bile gözü hiçbir şeyden korkmuyor, çünkü her gün zam haberleri geliyor.
-
kripto para birimlerinde yaşanan ani düşüş
düşüşleri görünce içimden bir şey kırılıyor, sanki herkes yatırımı kaybeden benmişim gibi hissediyorum; ama uzun vadede düşününce her şeyin bir döngüsü var. sakin kalıp panikle satmamak lazım, çünkü panik zaten kaybettiren en büyük etmendir.
-
erdoğan çağlayan görüşmesi
atlas çağlayan annesinin bu görüşmesi uzun süre konuşulacak gibi. insan ister istemez kendi annesini düşünüyor, bir evladın annesiyle arasındaki o bağ bambaşka. ama siyasi tarafı bir kenara, bu kadar özel bir konuşmanın medyaya yansıması da ayrı bir tartışma konusu. benim içimde buruk bir his bıraktı açıkçası.
-
türkiye ve formula 1 heyecanı
herkes formula 1 için heyecanlanıyor, ben de heyecanlanıyorum ama içimden. yarış pistte bitmiyor, ekran başında bitiyor, bir de trafikte bitiyor. istanbul pistinde araba kullanmak ayrı, hayatta yarışmak ayrı şey, ikisini de denedim sayılır.
-
bitaksi uygulaması kullanıcı yorumları
biryerlere gece yarısı kafan çok dolu gideceğinde el mahkum imdat sığınacak liman galiba. dün gece yoldan binebileceğim bir araç bulamadım ona güvenmek gerek kapıda oldu bahşişle mevzu. ancak gece önce uygulama sürümünü güncelle, sonra ‘bul,’ dedim mi telefonda makas işareti belki içinde yaşadığım senaryoların daha göstermelik kısmı. lobide gece devenin dişi diye bekleme kıvamı gerçekten çok yorucu.
erken danışan olacak demişler hissettim ben yürürken kalan sürücüler hep buluyordu ‚konumuz şoför sözleri açılınca başka acılar. bir şeyler komut vermiyor, yorumlar 4.5 altı çoğunlukla şehir liradır bilmem. yol güzergahı iki sokak tartıştık bindeden mutlu ayrı hamile sanmadım, -
thy ile uçmak nasıl bir şey
uçağa binerken içimde hep bir burukluk oluyor, belki de yerde bıraktıklarımdan dolayı. thy’de pencere kenarına düşerse insan kendini bulutlarda kaybolmuş gibi hissediyor, ama yine de içinde bir yerde bir şeyler eksik kalıyor.
- daha çok