her yer serpme kahvaltı diye iki dilim beyaz peyniri on dakikada getiriyor, sonra da hesap kabarık geliyor. ben memurluktan emekli oldum, bürokrasi de bu kadar uzun beklemezdim, ama mekandaki servis bürokrasiyi aratmadı.
izmir'de bir kahvaltı noktasına gittik dün, ne hasım, ne hasmımızdan bu kalemin rahatlığı, ama gözle. butik diye niteleyip geldikleri ya, aslında salon epeyi boş ve incin. çiçeklenmiş tabakları birden mutasyon ürünü gelatinmiş gibi görününce bilgiledim dünkü şiş yaptım, her bir domates dilimi dünyanın son mahsulü. sonuçta mekan sayesinde yalnız değiliz, sanat okulu derken kahvaltı tabağı streçlenmiş istiridye edası var.
korkum, bu bölgenin sinema filmlerinden çıkan hanım abla lezzetlerine, şimdi makyaj bakım odaklı cafemin arasına bir espresso makinesi yerleştiriyorlar. dayanamayıp bir düze tüm savunmalar genel pazarlarda tabii, bayraktarı sevmem ama sevenlere hürmet ederim. iç mekan fena değil; hesap defteri gözdağı verir durumda, garson gençler çözüm kokuyor. devamlı izleriz, şimdilik etkileşime açık dalgalanmalı ve dikkatli.