bu getir olayına baktıkça ister istemez almanya'daki delivery sistemini hatırlıyorum. buradalar bir şey sipariş etsen iki saat sonra kapına geliyor, mis gibi. ama türkiye'de getir bana hep bir acele havası veriyor. her şey 'hızlı teslimat' diye bağırıyor ama işin ucunda bir sürü kurye var, trafik var, bir de siparişin soğuk gelsin mi, geç gelsin mi muamması. sanki hız değil de hava durumu değişkenliği gibi bir şey bu. yine de insan özlem duyuyor be, o sıcak yemek kültürüne. aslında bu hızlı teslimat işi türkiye'de bir devrim ama bir yandan da herkes birbirine yetişmeye çalışıyor, yok yarış havası. pastane poğaçası bile kargo gibi hafife alınmaz canım, şu ortamda poğaçanın bile "nakliyat" muamelesi görmesi ayrı bir komedi. başlıyor bakalım. türkiye'yi özlemenin yeni bir yolu diyeyim ben buna.
ha bir de gözlemlediğim şu; bazı mahallelerde ne kadar çok getir teslimatı yapılırsa orada yaşayanların pandemi günlüğü o kadar kabarık oluyor. şaka bir yana, bu işin bir de tüketim çılgınlığı var. iki dakikalık mesafeye bile kurye isteyen hassas ruhlar gördüm. neyse ki almanya'da böyle bir derdimiz yok, insan ekmek almak için kendisi yürüyor. bu ülkenin bana hayali gibi geliyor bazen. ama akşamları vakumlu paketlenmiş taze köfte bulamıyorum. tabii ki her koyun kendi bacağından asılır. gözlerim biraz da eski alışkanlıklardan.
hız her zaman iyi değildir; alet gibi tasarlanan bu sistemde paketçoğunlukla bir saat içinde gelir ama siz o ana kadar evde bir oyunda boss savaşı izlerken kapının zilini duymayabilirsiniz. hesaplı köşe, aceledikçe uygulamadan sipariş edilen şeyin hiç beklemediğin geldiği, yani esas dert kokteyl gecikmesinden çok uygulamanın pre-order sistemlerinden.
bu tarz bakınız: getir paketimi nerede · bu tarz bakınız: teknolojiyle gelen mucize · bu tarz bakınız: hizli teslimat analizi