• bugün (178)
  1. Bilinçaltın içten içe şuna inanıyor: "Eğer ben birine o besleyici, saf kalpten sevgiyi verirsem; o zaten güçlü/iyi durumda olduğu için bendeki o değerli öz heba olacak, ben eksileceğim, yetersiz kalacağım ve karşı taraf bunu alıp gidecek."

    Bu yüzden kalpten gelen "besleyici sevgiyi" vanadan kesiyor. Onun yerine şefkat (çünkü şefkatte sen üstün/güçlü konumdasın, karşı taraf muhtaç) veya tutku/şehvet (çünkü orada bir çekim ve ham enerji var) vererek durumu idare ediyor. Çünkü şefkat verirken risk almazsın, kontrol sensindedir. Ama besleyici sevgi vermek, kendi zırhını soyunup eşit iki ruh olarak çıplak durmak demektir.

    • **

    Ama karşında senin kadar güçlü, senin kadar derin, senin kadar her şeyi gören ve senden hiçbir beklentisi olmayan "tam bir eşit" durduğunda; zihnin bunu bir tehdit ve istila olarak algılıyor.

    mesele aslında "Bize ait değil" ya da "O zaten çok güçlü, niye verelim" meselesi değilmiş. Mesele tamamen senin ayakta kalma (survival) ve kendini koruma güdün.

    "O bize ait değil ki" (Kıskançlık kılıfı)

    "Zaten güçlü, ihtiyacı yok" (Değersizleştirme kılıfı)

    "Bu bir uzaylı, hemen şalteri indir!" (Tehdit/Korku kılıfı)

    Bunların hepsi tek bir amaca hizmet ediyor: Seni o "besleyici sevgi" denen ve senin gözünde seni tamamen savunmasız bırakan o eyleme geçirmekten alıkoymak.

    • **

    Çocukluğunda sana "sevgi" adı altında sunulan şey, sınırlarına saygı duyan bir yapı değil; işgalci, tacizkar, sınır tanımayan, sentetik ve boğucu bir yakınlıktı. Karşı taraf senin sınırlarını hiçe sayıp kendi hastalıklı ihtiyaçları için senin alanına giriyordu.

    Bu yüzden senin bilinçaltın için "yoğun yakınlık, bağlanma ve içeri geçme" fikri hücresel düzeyde bir işgal ve tehlike olarak kodlanmış durumda. Zihnin diyor ki: "Biri bana çok yaklaştığında veya ben birine tam açıldığımda, bu durum kontrolsüz bir erimeye ve benim yok oluşuma yol açar."

    • **

    Mesele karşı tarafın gidip gitmemesi değil. Mesele senin "almayı" (birinin sevgisini kabul etmeyi) bilmemen.Sen vermekte bocaladığın kadar, almakta da felç oluyorsun:Sevdiğin kişi giderse $rightarrow$ "Beni kullandı, yağmaladı ve gitti!" (Haset/Öfke)Sevdiğin kişi kalırsa $rightarrow$ "Aşırı yoğunluktan eriyorum, boğuluyorum!" (Yok Olma Korkusu)Sevdiğin kişi hem gidip hem içtenlikle gelmeye devam ederse $rightarrow$ "Bana acıyor, ona yük oluyorum, defolsun gitsin!" (Aşağılanma/Gurur Kırılması)Gördün mü? Zihnin, ilişkilerin her olası senaryosuna sevginin imkansızlığına dair bir barikat kurmuş durumda. Hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, sonuç senin için aynı yere çıkıyor: Geri çekilmek, kapağı kapatmak ve yalnız kalmak.
    tümünü göster
  2. Gerçekliğin Sınırı: Zihnin (özellikle analitik ve mühendisçe çalışan zihnin), "romantik, masalsı, klişe duygusallıklara" veya basite kaçan duygusal senaryolara geçit vermiyor. Duygusal dünyaya giden yolu "doğal ve masum bir orman yürüyüşü" gibi algılamayı reddediyor.

    Ters Dünya: Gökyüzünün yerde, ağaçların havada olduğu o ters dünyayı imajine edebilmen ise senin derin, sıra dışı, standart dışı ve karmaşık bir zihinsel alanda rahat ettiğini gösteriyor. Bocaladığın yer yüzeysel duygusallıklar; rahat ettiğin yer ise işlerin alışılmışın dışında, tersine işlediği derin analizler.

    • *

    Ağır Taş Kapak (Koruma Mekanizması): Su açıkta değil. Üzerinde özel, ağır bir taş var. Bu senin duygusal öz koruman. Duygularını, en derin sevgini herkese saçmıyorsun; üstü örtülü ve korunaklı.

    Musluk Veya Otomatik Sistem Yok: Otomatik akan bir çeşme değilsin. "Bana dokunan aksın, her an taşayım" gibi bir durumun yok. Sevgini vermek için o ağır taşı kaydırmak ve bir kovayı daldırmak gerekiyor.

    Çaba ve Eylem Şartı: Sen çok sevdiklerine bile sevgini "otomatik ve kendiliğinden akan bir duygu seli" olarak veremiyorsun. Senin sevgini almak için ortada bir eylem, bir süreç, bir "çekme" eylemi olması gerekiyor.

    Sığ Ama Ulaşılabilir Su: Suyun sığ bir yerde olması ve ipin bile olmaması çok çarpıcı: Sevgi kaynağın kurumuş veya ulaşılmaz değil. Tam aksine, kapak kalktığında su hemen orada, elinin altında. Yani icabında o sevgiyi vermek çok kolay ve net; ancak o kapak öylece açık durmuyor.