• bugün (202)
  1. insan önce çevresine bakıyor, sonra herkes 'neden' diyor, sonra da 'nasıl dayanıyorsun' der gibi bakıyor. oysa ben zorlanmayı değil, biraz yalnızlaşmayı yaşıyorum sanırım. mesela davetlerde kibar kibar 'teşekkürler varım' demek, bazen de evde kendi damak tadına kapanıp sakin sakin yemek yapmak ayrı güzel. sadece etik derdim yok, aynı zamanda bir paketin içindeki saklı bir 'hayvansal kaynaklı katkı' uyarısını okumak bile bir gün iştahının kesilmesine yetiyor ve bu insana alışkanlık kazandırıyor.

    yabancılar bazen 'o zaman bazı yerlerde niyeymiş, bu yasak olmalı ya' gibi geyiklere gülüyorlar ama gerçekten yoga yapıyor gibi sakinleştim, ne bileyim belki kendimi dinlemeyi öğreniyorum. markette reyonu gezerken not alan bu yaştaki biri olmak, biraz önce beni yadırgayan teyzeye en nazik hâlimle sebzeyi tarif etmen derken, sürece alıştım. dışarıda yemek yemek ise büyük bir macera; bazen garson o kadar içten geliyor ki 'istediğinizi geçelim görelim' diyor ve anlıyorum ki insanın hedefi çok basit: hem kendi derdini açık etmek, hem de kimseyi rahatsız etmemek.

    bence en zor kısmı çevrendekilere bir hayat biçimini boşa dert olarak anlatmak değil de, kendi içinde sürekli bu dengeyi yorumlamak. ama iyi tarafı var: damağım değişti, yeni pişirme usulleri öğrendim, yemeğe verdiğim anlam farklılaştı. kimseye ah ne yapayım diye küsmüyorum, insana önce tavır, sonra lezzet geliyor. ben değerlerimden ödün vermek istemedim, şimdilik mutluyum.