• bugün (181)
  1. altın fiyatları eski zamanlarda böyle değildi. vitrindeki bilezikler sabit bir sayıdan konuşulurdu, bakla dizisi alan komşuyu herkes imrenerek anardı. şimdi ons, gram, işçilik derken kuyumcuya giren kendini borsada işlem yapar gibi hissediyor. ne hayallerle girdik, zamlarla ne hikayeler yazıldı. eskinin raf fiyatı kadar sahici günlerini özlüyor insan.

    (bkz: eski Türk filmleri)
  2. büyüklerim anlatırdı, ramazan öncesi altın almak iyilik gibi beklenirmiş. mahallenin kuyumcusunun önünde sıra değil, telaşsız bir kalabalık olurmuş. ben bilmiyorum ama pencereden bile görünürdü o haller; herkes birbirine yer açardı, sarf edilen para değil söz görürdü. bugün kuyumcu camekânının önünde telaşlıyız, o günlerin dinginliğinden çok uzak.

    şimdi ekranda rakamlar akıyor, eski tarihli gazetelerin sararmış köşe haberlerinde ise tek bir satır duruyor. altının değeri, insanın sabrına göre ölçülüyor o yıllarda; kimse ürkütücü hissetmiyordu. taşınma mesai tam saat on birde, çay ocakları susarken. o çayın deminde, rakamlar değil, sohbetin altın kıymeti vardı.