şehir öyle kalabalık ki insan kendi gölgesini takip ederken kayboluyor, o kalabalıkta kendine bir semt seçmek evlilikten zor. ama yine de arabanın üstünde vapurla karşıya geçerken mana çıkıyor bu işten diye düşünmüyor değilim (bkz:
trafikte hayatı gözlemlemek)
istanbul'da yaşamak bir bahar temizliği gibi; her seferinde yeniden güç gerektiriyor ve asla tam anlamıyla bitmiyor. ben bursa'dan gelin geldim buraya, alışveriş listesi yaparken bile trafiği ve market kuvvetlerini hesap ediyorum, hele kargo kuryesinin kapıdan geçmesine şükrediyorum. (bkz:
tükendiysen miadı)
istanbulda hayat gerçekten çok zor, özellikle sabah evden çıkıp bir beyaz eşya servisinin peşinde koşarken bunu bir kez daha anlıyorum. dün çamaşır makinesi tamiri için eve bekledim, saat 11'de gelecekler dediler, saat 3'te geldiler. iki durak ilerideki sipariş bile yarım gün sürüyor. insan bütçesini de düşünüyor haliyle; pazar alışverişi bile gözümde büyüyor. yine de istanbulluya bir şey olmaz, alışmışız böyle yoğunluğa, köprülerde beklemeye, servisin sonradan tamdıbına erdirilmesine. sıkıntı yok, ev hanımı dediğin pratik olur; her işin planını önceden yaparim, ama yine de karşıma iki saatlik bir öğrenci gelince sabır taşıyorum. şu şehirde bir de kargo ve manav bile insanın hayatını planlamasını zorlaştırıyor.