sonuçta her iki tarafı da dinlemek lazım. aşk acısı biraz da zaman denen ilaca benziyor ama kimi bünyede yan etkisi yoğun oluyor. işin özü, acıyı çekmek kaçınılmaz ama yanında arkadaşla kahve içmek en azından mideyi de üzmüyor.
(bkz:
" aşk acısı çekmek")
yok kardeşim, olsa herkes bir reçete yazardı ve herkes o iki satırlık tarifi paylaşırdı. ben de günlerce aradım, eczanelerde yok, arkadaş sohbetlerinde yok, o ünlü 'zamanla geçer' lafında da yok. aslında zaman geçmiyor, sen o arada bir az değişiyorsun ve o ağırlık biraz azalıyor gibi oluyor.
en çok şu işe yarıyor bence: içinden geldiği gibi konuşabilmek. biri dinlesin dinlemesin, sen dökül bir kere. sabahları zor kalkıyorsun, iş yerinde gülümsemek zorundaymış gibi davranıyorsun, geceleri ise her şey aynı noktada filizleniyor. bu insanı ütüyor ama unutma ki bu kalp atıyor demektir. hepsi geçecek te yapışkan bir yanı kalmayacak demiyorum; diyorum ki bir gün bavula koyacak ve kaldığın yerden devam edeceksin. dün öyle, bugün üzgün, ama yarın biraz daha sen.