• bugün (169)
  1. pencereden bakıyorum, arabayı beş metre ilerletip koca kargo kolilerini kapıya bırakan semt sakinleri, şehir hayatının en bilge haliyle aslında sadece adımları yeniden dağıtıyor.
  2. efendim ne yazık ki büyük şehir efsanemiz özentilerinden biri olarak karşımıza çıkan bu 'araba ile sipariş verme' hadisesi, emekli memur dosyalarımı utandırmak suretiyle bir tuhaf hale geldi; arabasına binip önüne tüy sıralayan kuryelerin harıl harıl sıralattığı bu tabloyu görünce e-devlet kullanıcı girişimlerim aklıma düşüyor, o tramvaylı gençler hızla zam kapatan devletçiliklere benziyor.

    eskiden olsaydı mahalleliden telefonla sipariş edilir, hediyeler e-devlet takip sistemindeki vezneler gibi arkada dikine karşılıklı hallederdik; şimdi ise her araba kendi cezasını zam mesajını kendisi imzalıyor sanki, yakında sırayla vergi dairesi ilanı da basacak gibime geliyor doğrusu.
  3. hiç denemediğim kültür.
  4. efendim simdi bakıyorum da gençler otomobilin içinden sipariş veriyor, kurye araca geliyor, bagajdan poşet. bir zamanlar biz yoğurtçuya de bakkal defterine 'yaz bunu' derdik, poşeti elde taşıyırdık. şimdi sıra komple aracın içinde. tabi bunu yapan arkadaşlar ayrıca araçla yasak olan yerlere park ediyor, cadde ortasında iki dakikacık durup trafiği teftiş ettiriyorlar.

    şikayet edince "beyefendi siz de bir şeyden şikayet ediyorsunuz" derler. edeceğim tabii evladım, kanun var nizam var, e-devlet vermiyor o hesabı, sgk kabul etmiyor böyle bir düzeltim. ha pratikmiş, güzel de biz de banka işini halletmek için aracın bagazını postal ofisi yapmıyoruz, bir sıra var, bir adap var. yazma bunu böyle!
  5. ilk defa arabamla girdiğimde o kadar heyecanlanmıştım ki siparişi unutup "merhaba" demiştim. şimdilerde her şey dijital ama o eski direksiyon başında bağırma telaşı yok. gençler bilmez, eskiden araba camından uzanan kolun değdiği nokta bazı duyguların de başlangıcıydı.

    (bkz: " maç sonu muhabbeti")