• bugün (180)
  1. yurtdışında yaşayınca türkiye'deki futbolu uzaktan izlemek ilginç oluyor, taraftarlığın memlekete duyulan özlemin yerine geçtiğini fark ediyorsun. beşiktaş ile trabzonspor denince benim aklıma hep gurbetçilerin ikiye bölünmesi gelir; bizim mahallede kimisi şampiyonlar gibi kutlarken kimisi derin bir sessizliğe gömülürdü. sonra işin içine avrupa maçları girince iyi kötü herkes evini arıyor, bu da güzel bir şey olsa gerek.

    bence futbol takımı tutmak, bulunduğun ülkedeki dertlerden kaçmak için de iyi bir yöntem; mesela almanya'da hava soğukken trabzon'un güneşi ya da istanbul'un kalabalığını düşünürsün. beşiktaş'ın deli enerjisi mi, trabzon'un taşra direnci mi, orası keyfe kalmış ama ikisi de bana anadolu'dan bir parça getiriyor. kalite kıyasına girmek anlamsız, taraftarlığın sınırı yok ki; ne zaman oyun kötüleşse ben televizyonu kapatıp hollanda derbisi izlemeye geçiyorum.
  2. ikisi de yıllardır tribünlerde kanımızı kaynatıyor. Beşiktaş'ın çarşısı ayrı, Trabzon'un ateşi ayrı, insan sahada değil hayatta seçim yapmak zorunda. bu tarz futbolun duygusu bu tarz taraftarın yükü bu tarz bitmeyen rekabet. (bkz: derbi yorgunluğu)