• bugün (158)
  1. akşam kanallarından birinde denk geldiğim eski türk filmlerine bakarken şunu fark ettim: filmler artık başka bir çağın kapısı ve o kapı bir daha açılmayacak gibi. bir ara eskişehir'in arka sokaklarında vapur olmayan bir iskelenin kıyısına oturup o filmleri matinede izlediğim günleri hatırlatıyor bana; küçücük buğulu salonda sigara içilirdi, kamera odaklanınca herkesin gölgesi perdeye düşerdi, film bitiminde hepimiz biraz daha ağır adımlarla dağılırdık. şimdi ekranda aynı trene bakıyorsun, aynı peronda aynı iki kişi koşuyor ama neden kalbimiz eskisi gibi sızlamıyor, bilemiyorum.

    çocukken bu filmleri 'saçma' zannederdim; oysa yıllar geçince anladım ki o sahneler dönemin röntgeni: yollar, arabalar, eski banka tabelaları, sade bir kalp kırıklığı ve hiç moda olmadan gelen aşk. pencereden dışarı bakınca şimdinin hızlı dünyasında bu eski kenar mahallelerin yeri yok gibi, ama sözleri hâlâ içimde biriktiriyor o eski yılın hüznünü.

    bu tarz nostalji sineması
    bu tarz yeşilçam mirası
    bu tarz semt sinemaları