kahve falına bakmak biraz evin balkonundan hayatı izlemeye benziyor. ne görürsen gördüğünü iki satır öteyi tahmin etmeye çalışıyosun, çoğu zaman da bulunduğun sokağın hâli seni başka yere götürmüyor zaten. oturduğum semtteki kahvecinin telve kıvamından tanınıyorum. önce fincandaki şekle bakarım omuz atarım; 'göz var burada' derim, 'bir haber gelecek ama dikkat kapı çalınacak.' bu yorumları kime söylesem hep onaylıyor. çünkü insan içini kurcalayacak cümleleri duymaktan değil de, tanıdık hikâyeleri yeni sözcüklerle dinlemekten hoşlanıyor. taşınmadan önceki evde komşum bayan süheyla'nın falı, benim balkondan sepette diktiğim fesleğenin yaprağına bakıp 'ilkel dönemi' demiştinizi hatırlıyorum elbette. şimdi gör şu işi, ne faldan ne da falan göz korkutamıyor insanı, asıl mesele zaten hiç değişmiyor. bu tarz küçük inanışlar ve bu tarz hesaplı kaçışlar, şehrin gürültüsüne karşı en saf protein deposu gibi duruyor. fal nereye kadar? krepe kadar, ibriğe kadar, bi de o pencerelere kadar sınır yok hani.
bir süredir kahve falı konusunu gözlemliyorum. işin aslı şu; fal baktırmak, güne dair bir belirsizlik hissettiğimizde insana biraz olsun moral veriyor. ama falcıların anlattıkları genelde herkese uyan hikayeler; 'hayırlı haberler var', 'yakında bir yolculuk olacak' falan. bunları duyunca stres azalıyor mu, azalıyorsa dua kadar iyidir bana göre.
ikinci tarafı şu; sonuçta bardakta çıkan şekillerden hayatımıza yön vermek biraz abes. telefondaki günlük fal uygulamaları da olayı fena sulandırdı. oturunca tadı kaçıyor. bence ne ciddiye alınmalı ne de tamamen küçümsenmeli. havadan sudan konuşup keyiflenme meselesi olarak bakınca hoş bir aktivite. kımızı atıp geçelim.