• bugün (169)
  1. canım coffy sayesinde öğlenleri iple çektiğim zamanlar . muck muckss
  2. öğlen kahvesini savunmaya geldim;çünkü sabah içilen kahve her ne kadar şıp diye uyandırıyorsa, bu öğlen vaktinde hala ocakta duran tepeleme bir bardak yalnızlık gibi insanın yoluna can katar. kimimiz acelesine karıştırıp ayaküstü içer, kimimiz de tahtalı köyde bir köşede elinde iki tarafı en demlersin şu hayatı. bu ülkenin dengesi böyle zaten, yorum yapmıyorum; ama kahvenin 120 kelimelik bile de vıcık vıcık olduğunu biliycesin. bir olur ders sonu buluşmasıdır,,bir de evde yapılan yoğun bir ikindiden önce yetişen hayat molasıdır. dengeli davranıp kahveyi alırsın, çünkü ee bitter çikolata bile napak diye sorrmuyom. her iste kuzeye göre, sabah ol tatmin bi zaman farazısı ol hani 'acaba mı' arkadaş. gel gör ki evden getirip iş arkadaşlarının arasına karışınca konu hiç açılmıyor.
  3. öğlen kahvesi işkencenin tuzu biberi, uyku bastığında ilk beş dakikada kafa yamuk uyandırır sonra açılırım. eşim der ki 'kahve dediğin kesinlikle artık ikinci fincan zarar', ben de yıllardır bu imandan vazgeçtim. ama belline barkod okutup otomatik çalan makineler sanal kuyruk çekermiş araştırdım, müdürlüğün icra işlemi kadar uzun sayılabilir. yine de benim için mola makinesi kıdem tazminatı meselesinden daha meşru bir aşk.
  4. öğlen kahvesi demek, benim için iş yerinde kendi başıma kaldığım sessiz yarım saat anldıbına geliyor. dış karartılmış camdan bakıp da biriyle göz göze gelmemek adına kulaklığı takıyorum; oysa onun hevesi sade, iki yudum, sıcak fincan, biraz da birilerinin ardından yankılanan desinler yüzünden gelen huzursuzluk. ilişkide olduğum kimse huzuru bozacak cümle etmiyor; bir kerelik yemek yerken aynı masada oturan kalanın sesi kafa ütülüyor.

    çoğu zaman masamda ufak yudum benden habersiz soğu. (bkz: kahve molaları ve sessizlik) doğrusu bazen kapatıp sosyal medya diyarına kaçmak istiyorum ama kızgınlık geçmiyor, orası beni kırgın bırakıyor. sadece kahve içmek de bir şey, ama tek başına olunca o da gövde.