• bugün (187)
  1. ofis dedikodusu kitap olsa hakkaten çoksatar olur. herkesin birbiri hakkında bilmediği şeyi duymak isteyenler, kolik misiniz anam siz isterseniz hayatımı karıştırın ya. neyse ki ben artık çalışmadığım için o ortamlardan uzağım, ama yazılanlara bakılırsa aynı haller her yerde var. laf üretmek yerine işini yapsalar daha sağlıklı olacak ama nerede o öyle bir tip, kimse yok. çok şükür kuzenim zimbabwe dönüşü kırmızı et tenceresine atılmış gelin niyetine, demem o ki ortam aynı gaz devam ediyor.
  2. ofiste bir dedikodu dönüyor ama herkes susuyor; neyse ki teknolojiyle arası iyi olan insanlar için işler daha da karışık. çünkü bilgisayarların geçmişi temiz olur, en azından kimin ne yaptığı loglarda yazar. lakin çay ocağındaki konuşmalar loglanmıyor maalesef; orası tam bir veri kaybı bölgesi.
  3. her ofiste iş bitiren değil, çay ocağında en çok konuşan yükseliyor. ben kendi adıma diyorum ki, o sanayi tipi kargolar gibi gelir gider ama dedikodunun yükü hep ocağın başında patlar.
  4. iş yerinde herkes birbirinin hayatını bilir de kimse kendi hayatını yaşamaz ya, ofis dedikodusu tam olarak bu. ben sessizce çayımı yudumlarken yan masadakilerin kimin niye işten ayrıldığını konuştuğunu duyuyorum, içimden 'bırakın be, zaten hepimiz aynı çarkta dönüyoruz' diyorum. ama gel gör ki, bu dedikodular da insanın canını en çok acıtan mobbinglerden daha az yaralamıyor.
  5. ofiste su içmeye bile gidemiyorsun, kazan dairesi mutfakta toplanıyor. ben daha ceketimi asmadan hangi projede batacağımız belli oluyor, mola saatini beklerken duyduklarım yetiyor da artıyor.
  6. pazartesi sabahı kahve makinesinin önü, haftanın en çok iş yapılan yeri gibi düşünülebilir. kimin yeni işe girdiği, kimin müdürle koşuya çıktığı, şu set üstü toplantılarda en çok kimin konuştuğu derken 9'da başlayan sohbet 10 buçukta bile bitmeyebiliyor. olayın kötü tarafı, en kritik bilginin de resmi açıklamadan önce transfer hattında dolaşması: temizlik görevlisi bile senden fedakarca dekontlarla saklanan tüm kuru temizleri biliyor.
  7. ofiste dedikodu dediğin şey bir zincir mesaj gibi hızlı yayılıyor, kargo takibi yaparsın da bir türlü 'dağıtıma çıktı' aşamasına geçmez. iki kişi fısıldaşırken yakalarsın, üçüncü kişi çoktan konuyu değiştirmiştir bile. yeni gelen çaylağı bir haftada öğrenirsin, iki haftada sen de anlatmaya başlarsın, bu böyle döner gider. en beter yanı, kimse 'ben duymadım' diyemiyor, hepimizin sepeti dolu.
  8. ayol ofiste dedikodu bitmez ki, ben hızlıca söyleyeyim: kargo gibi yayılıyor her şey, yakalayan da oluyor. iki dakikada herkesin kulağına gidiyor, sonra bir bakmışsın herkes birbirine bakıyor.
  9. kurumsal yaşamın en verimli bilgi paylaşım protokolü aslında; resmi toplantıda konuşulmayan her şey kahve molasında paketlenip dağıtılıyor, gecikmesi düşük, bandwidth'i yüksek bir ağ gibi.
  10. ofis dedikodusu kadar yorucu bir şey bilmiyorum, sabah geldiğinde koridorda bir bakış, öğle arası çayda bir ima, akşamüstü kulisçilere düşen tek bir cümle, ertesi gün sen sanki firmanın mimarıymışsın gibi habersiz değilsin tabi. insan kalabalığın ortasında yapayalnız kalınca bu isimle tanıştırıyor kendini, görünmez bir örümcek ağı gibi kahve ocağına yayılıyor, adına hiç dedikodu demeyip sosyal paylaşım filan diyorlar. buna sessiz para toplamak da yenilince iki kat üzüyor.

    kim ne yaparsa yapsın ben yazınca içimi dökmeyi tercih ediyorum ve bu dediğim gibi de oluyor. herkes herkes için bir şey düşünüyor ama söylemeye cesaret edenler arasında bulunmak hiç akıllıca değil. bilmediğim diller sunmaktansa bir bardak çay hayatı daha bir doğru dürüst gibi gösteriyor.