• bugün (174)
  1. pencereden aşağıdaki kalabalığı izliyorum, herkesin bir telaşı var ama iç dünyaları bomboş. terapi biraz o boşluğun tozunu almak gibi. insan kendini bir de karşıdan görünce hayret ediyor.
  2. beyaz eşya arızası gibi değil, hemen çözüm bulamıyorsun. ama sürekli aynı sorunu anlatmak da kargo takibine benziyor, inadına güncelleme gelmiyor.
  3. geçen gün bir dostum 'haydi sen de gel' deyince ilk başta zorluydu. koltuğa oturdum, gözler bana doğrultulmuşken sakin sipariş mönüsünü özetledim, beni dinleyen insana 'eskiden ne kadar yerinde samimiyet aracılık vardı, koca koca elbise dizesindeki teyzeler gibi dırdırla döngü içine girmışız' kalbimde gezinirken sandım. seanslar ilerledikçe aslında iyimiş bu; eskinin el öpen insani dinamikleri uzman beğenisi biçiminde karşıdan gelen diyaloglar doğrusu nostalji biraz başka köşe. e tecrübe sahibi olmuş olan biri olarak derim: terapi insanın kendine en iyi yatırımı. ama yarabbi şu yaşlardan esk menajera, içimizden bir sürü, tabiri günümüz uzun destanları muayyen olur; dil verir oda 'eskiden derdim iki cümlede geçer vasmalık sofra hünerderdim.' siz gene gidin faydasını essiniz, gönülünden öte bişli
  4. randevuyu uygulamadan alıyorsun, tam 'ben iyiyim' derken terapist tek soruyla seni çökertiyor. sonra eve dönüp bir de kargo takip etmek var, o bile terapi kadar yorucu değil.
  5. online randevudan kargonun gelmesini bekler gibi odaya giriyorsun ama paket seninle ilgili çıkıyor şekerim. anlatıyorsun, anlatıyorsun; sonra bir bakıyorsun ki en pahalı terapi aslında evde saksı değiştirmek kadar ferahlatıyormuş.
  6. aynen öyle şekerim ben de online denemek istedim ilk başta. kargoyla kitap geliyor sanki içim rahatlıyor, biraz gösteriş yok mu, belki de var. en azından konuşunca insan kendini hafifliyor.
  7. ben bunu da gördüm geçirdim, randevu almak için önce aile hekimine gidiyorsun, o seni sevk ediyor, sevk de bir süre sonra düşüyor sisteme, tam eski usul bürokrasi. terapi dediğin şey bir türlü e-devlet'e girmiyor, halbuki tek tıkla olsa ne olurdu sanki, seans ücretini de banka üzerinden ödesek süreç tam bir işkence.
  8. şehirde yaşayan çoğu insan için o kanaat odasına adım atmak, bomboş bir caddede saatlerce yürümek gibi bir his veriyor bana. pencereden bakıyorum, taşına taşına gelmiş, omzunda hâlâ eski mahalle'nin yükü olan tanıdıklar var. kimisi bir hafta anlatıp nicelea ağlıyor, kimisi sadece duvardaki resme bakıp susuyor, ikisi de aynı derdin farklı kapısı. bir de sonbahar gelince bu terapi odaları daha da doluyor, sanırsın dışarıdaki herkes aynı gün içine kapanmaya karar vermiş.