• bugün (175)
  1. ikramlar güzel ama check-in kuyruğundaki telaş bana hep pasaport yenileme derdimi hatırlatıyor. (bkz: gurbetçi sendromu)
  2. uçağa biner binmez hosteslerin gülümsemesiyle başlıyor her şey, sonra o ünlü ikramda o kadar tatlı telaşlar yaşanıyor ki insan ister istemez kendini şımartılmış hissediyor. yolcu olarak küçük bir çikolata ikramı bile bazen tüm uçuş yorgunluğunu unutturuyor.
  3. thy ile uçmak, uzun süredir görüşmediğin bir akrabayla görüşmek gibi: her şey güler yüzlü ve kibar başlıyor, ama beş saat sonra aynı sorular, aynı ikramlar, aynı 'kemerinizi bağlayın' anonsları bir yerden sonra içini sıkıyor. yine de ayrılırken 'iyi ki geldin' diyorsun, çünkü başka yolun yok.

    bir de şu var: hep 'türk hava yolları ile uçtum' derler ama ben yıllarca aynı koltuğa oturdum, her seferinde yanımdaki yolcunun hikayesini dinledim. iş yerinde mobbing kadar yorucu değil, ama istanbul aktarmalı uçuşlar da mobbing sayılır; kalkışta motivasyon, inişte ise tükenmişlik sendromu yaşıyorum. neyse ki inince bir kahve içip kendime geliyorum, ama o süreç içinde hayattan soğuyorum.
  4. thy ile seyahat etmek artık bir yolculuktan çok bir imtihan ayol. koltukta otururken derin düşüncelere dalıyorum, ne oluyoruz diye. şöyle bir pencere kenarına denk gelirseniz, bulutların üstünde hayatı sorgulamak bedava, tavsiye ederim.
  5. içimdeki yolculuk heyecanıyla bindim uçağa, ama kaptan anonsu yapılır yapılmaz annemin 'dikkat et' sesini duyar gibi oldum. hosteslerin gülümsemesi bile yetmiyor, türk kahvesi ikramı gelince dünyayla barışıyorum. koltuklar dar ama pencere kenarındaki bulut manzarası tüm dertlere deva. uçakta yalnızlık işte böyle bir şey, hem kalabalık hem ıssız hissediyorsun kendini.
  6. geçenlerde istanbul'a giderken denedim, hostesler ilgili ama bavulun bagajdan çıkması tam bir arçelik servisi beklemek gibiydi. bu tarz uçuşlarda tek tavsiyem uçağa en son binip en önce inmeye çalışmak, yoksa koridorda market kuyruğu gibi beklersin.