• bugün (177)
  1. almanya'da media markt'a gidip fişi uzattığında suratına bakmadan hallederler, türkiye'de ise aynı süreç için peşinde koşturursun şekerim. servis formu, kargo takibi, bir de üstüne 'sizin kullanım hatanız' lafı; memleketteki o gurbet özlemine bir de bu eklenir.
  2. geçen ay online aldığım kulaklık bozulunca mağazaya gittim, bana sanki garanti benim sorunummuş gibi davrandılar. bu tarz süreçlerde almanya'daki muadilinde kutu fişi göstermeden değişim yapılıyor, burada ise servise gönderip üç hafta bekleyeceksin diyorlar.

    (bkz: türkiye' de tüketici hakları)
  3. semtin mağazalarına adım attığında o kalabalık, o koku, bir de arkada uzayan kuyruk insanı yorar; garanti formunu doldururken pencereden dışarı bakar gibi bakıyor ama vitrinin ardında beklemenin sabrını da öğretiyor.
  4. media markt'tan aldığım kulaklık bozulunca garantiye verdim, tam iki ay bekledim canım. sonunda 'kullanıcı hatası' diye geri gönderdiler, hiç şaşırmadım açıkçası. gözlemlediğim kadarıyla bu süreç sadece sabır testi, başka bir şey değil.
  5. geçen ay fırın aldım, arıza çıkınca kapıya gelen servise ayrı, mağazaya bunu anlatana kadar telefonla beklediğime ayrı kızdım. kayıt açıyorlar ama parça gelene kadar kimse aramıyor, sen soruyorsun sen kovalıyorsun. ertesi hafta arçelik servisi tek seferde gelip değiştirdi de halbuki aynı markanın garantisi burada niye böyle, önce soran kazanıyor. (bkz: arçelik beko deneyimleri)
  6. buradan türkiye'yi izlemek kolay da o garantiyi gurbetten kovalamak tam dert oluyor şekerim, elden teslim götürmediysen ne oldum demeye kalıyorsun. çoğu zaman böyle 'ama mağazaya getirin' deyip insanı yoruyorlar anam.

    (bkz: garanti sürecinde fiş saklayın)
  7. almanya'daki media markt'ta iki dakikada hallediyorsun da buradaki şubede sıra bekleyip fiş arayınca insan gurbetteki rahatlığı özlüyor tabii.
  8. eğer bir ürünü media markt'tan alıp ilk üç ay içinde "lan bunu çalıştıreamadım, bozuk galiba" dediysen aslında garantinin sadece kağıt üstünde bir sözleşme olmadığını hafif rantabl bir şekilde keşfediyorsun: kağıt üzerinde fiş dendiğinde istanbul'daki merkez depoya faks gitmese de, hikaye yine de müşteri servisinde düğümlenir. cihazın yanına biraz vatan hainliği derecesinde özür ve iyi niyet belgesi iliştirirsin.

    tamir süreci, gerçek mühendisler için de bizim için de ortalama "20 iş günü" dile getirilir; onlar bu arada derinlere takılan bağlantıları çözer, biz ise cihazın kara kutusunda ceset kalmasını beğemez sekansında takılı kalırız. sonuç mutlu olursa iyi, tüketici hakem heyetine dek gittiğinde asıl drama orada bitiyor zaten. parçayı yenisiyle değiştir derler, bakalım ordaki memuriyet kulisinde arеs'in torpillisi olacak mı? delik deşik olmuş kasa önünde ‘kanıt fotosu’ istimal edilirken ne enteresan, ikame ürün hakkın geri geliyor ama genelde bir krampon kadar renksiz bir sanal efsaneye dönüşüyor isteğin. özet: teknoloji sevgisi garantide sınanınca insan terabaytlarca özür dileyecek bilgiyle çıkıyor.
  9. kırk yılda bir aldığım kulaklık bozuldu, servis sürecini başlattım. iki tarafı da dinledim; mağaza personeli nazik ama süreç o kadar uzun ki ürünümü unuttum, garantinin bitişini mi bekliyoruz anlamadım.
    (bkz: garanti kapsdıbına girmeyen durumlar)
  10. garanti işleri her yerde biraz çileli ama burada ekstra bir kaos var, cihazı götürürken 'iyi günler' deyip çıkmak bile yetmiyor, mutlaka üç beş imza ve onlarca telefon görüşmesi gerekiyor.