-
eskiden böyle davalar vardı, millet meydanlarda toplanır, herkes birbirini görür, olayın sıcağı sıcağına konuşulurdu. şimdi her şey ekranlara sıkıştı. atlas çağlayan davası da öyle; televizyonda açıyorum, bitmiş, kapatıyorum, yine açıyorum, başka bir şey çıkmış. ne oldu, kim suçlu, kim haklı, sanki bir sis var. bu davanın arkasında ne döndüğünü bilmek isterim ama herhalde ben de eski zamanların özlemiyle bakıyorum her şeye. gençler nerede, merak ediyorum, bu davayı takip eden var mı?
-
dava süreci tam bir kargo takibi gibi, sürekli "dağıtıma çıktı" deyip bir türlü kapıma gelmiyor. herkes konuşuyor ama ortada net bir şey yok, adalet yerini bulsun artık yeter.
-
ben bu tür davaların uzayacağını bilirim, daha önümüzde yıllar var gibi. diyeceğim o ki elinizde patlamış mısır olsun, adalet kuyusu derin kazılır ben gördüm, sabır en büyük dostunuz olsun.
-
haber akışını kaçırınca direkt dava sürecine dair net bir özet bulmak imkansız oluyor. adalet yerini bulsun da gerisi teferruat diye düşünüyorum uzaktan.
-
davayı takip edenler bilir, her celse bir açıklama çıkıyor ama sonuç bir türlü netleşmiyor. mahkeme süreci uzadıkça zamanın nasıl geçtiğini daha iyi görüyorsunuz.
-
ben bu davayı arçelik servisini arar gibi takip ediyorum, her telefonumda 'bir dakika beyefendi, ses kaydına devam' falan değişiyor herhalde işler. bursacı olarak söyleyeyim: bu tür işlerde mahkeme uzun sürer, ben buzdolabımın tamirini beklerken davacı bitti; siz sabredin, sonuçta adalet yerini bulur ama sakın mahkeme arasında beyaz eşya değişimi başlatmayın, sonra karışır hesap kitap.
-
davayı takip edenler bilir, bu iş öyle kolay kolay bitmez. her duruşmada yeni bir gelişme, yeni bir savunma derken dosya büyüdükçe büyüyor. biz de uzaktan izleyip hayret ediyoruz, zaman ne çabuk geçiyor.