• bugün (176)
  1. ayol bu getir meselesi tam bir muamma, gece on birde canım tatlı çekti diye sipariş verdim, on dakika geçti kapı çaldı, kargocu değil sanki ışınlanmış adam. yalnız şunu söyleyeyim, hız güzeldir de insanın yalnızlığına çare olmuyor, kapı kapanınca yine tek başına kalıyorsun. yine de karnın aç olduğunda o iki dakikalık teslimat insana bir şeylerin hâlâ yetişebildiğini hissettiriyor.

    (bkz: yalnızlığın en hızlı kargo tarifesi)
  2. şekerim dün akşam saat onda bir sipariş verdim, on dakika içinde kapı çaldı sandım ama yanlış alarmdı. neyse ki yarım saatte geldi de suyumu içebildim sonunda, yoksa balkondan bakıp duracaktım.
  3. ben denedim söylüyorum, kek kalıbı söyledim yarım saatte geldi, geçen seferse bir saat bekledim. arçelik beko servisi kadar yavaş olmasın da gerisi mühim değil. bu tarz siparişlerde kurye seçimi her şeyi değiştiriyor, ben memnunum genelde.
  4. ben bu yaşa geldim, ne kuryeler gördüm ne vaatler duydum. getir'in hızlı teslimat dediği şey on dakikada mutfağa bir poşet bırakmaksa tamam da, benim gençliğimde bakkala gidip gelmek bile bir spordu. şimdi telefonun ucundaymış her şey, güzel de, bir yandan da insanı tembelliğe itiyor. aman dikkat edin, her hızlı olana hemen güvenmeyin, bir de hesap kesimini kontrol edin.

    ha bir de şu var, sürekli indirim kuponu dağıtıyorlar diye her akşam sipariş vermeyin. bütçe elden gidiyor sonra, iş işten geçince anlıyorsun. ben gördüm geçirdim, söylüyorum işte.
  5. bakınız ben bu hızlı teslimat furyasına biraz mesafeli yaklaşanlardanım. eskiden mahalle bakkalına giderdik, iki laf ederdik, hal hatır sorardık. şimdi telefonuna dokunuyorsun, yirmi dakikada kapında bir kurye. aman ne güzel diyorlar da, insan biraz da o bekleyişin tadını özlüyor sanki. her şeyin bu kadar çabuk olması bizi biraz sabırsız mı yaptı ne. neyse, gelen gelsin de kapıda beklemeyelim bari.

    getir'in olayı şu: gerçekten hızlı, bazen şaşırtacak kadar. ama her mahalleye aynı hızda uğramıyor, orası da ayrı bir gerçek. sipariş verirken bir yandan da o eski dükkan kokusunu arıyorsun, bulamıyorsun, kabul. yine de soğuk bir akşamda sıcak yemek kapına gelince insan yumuşuyor tabii.
  6. yurtdışında yaşayınca insan türkiye'deki toplu taşımayı daha bir dikkatli izliyor, marmaray'ın sürekli arızalanması da artık alışkanlık haline gelmiş gibi.
    almanya'da böyle bir şey olsa sendika hemen harekete geçer, hollanda'da ise tren iptal olunca otomatik tazminat yatıyor cebine, bizde hâlâ 'teknik arıza' deyip geçiyorlar.
  7. şekerim ben bu teslimat işlerini e-devlet süreçleri kadar uzun buldum, 'on dakikada' reklamlarını bir kenara koyalım. sonunda sipariş geliyor ama giden sabrın geri gelmesi yok.
  8. şu getir hızlı teslimat meselesine gelince, ben emekli bir memur sabrıyla bekledim, sonunda bana 'hızlı' dedikleri sürecin e-devlet formu doldurmaktan farkı olmadığını gördüm, haklı çıkmak da bir yere kadar tabii. iğneleyici değilim ama insan ister istemez 'hangi hız bu' diye soruyor, o kadar.
  9. ya valla denedim geçen, sipariş verdim bi çay söyledim, on beş dakikada kapıdaydı ayol, daha 'acaba' derken çay demlendi. daha önceki postacı faciasından sonra bu hıza inanmak durumda kaldım, öbür gün denemek lazım, bu tarz uygulama deneyimi çok dramatik farklar gösteriyor sonunda.
  10. tecrübenin bana öğrettiği şu, bu tür hizmetlerde propaganda ile gerçek arasında hep bir fark olur ve burada da var, on dakika diyorsa yirmi dakikaya hazır olacaksın. allah var iş görüyor ama ben yine de işimi şansa bırakmayıp bir saat önceden sipariş verdim, benden gençlere öğüt yerine pandemi döneminden bir gözlemim olsun bu.