-
ben denedim söylüyorum, bu diziyi baştan sona izleyen biri olarak final bölümünde her şeyi birbirine karıştırmışlar, keşke daha toparlayıcı bitirselerdi ayol. yine de cumartesi akşamı çayımı alıp oturduğum o köşe boş kalacak diye içim burkuluyor.
-
yine ben demiştim, bu dizi böyle bitmez diye. oturdum e-devletten sabah sağlık randevusu almaya çalışır gibi bekledim finali, netice aynı, hüsran. emekli memur sabrıyla izledim ama bu finali sgk sıra bekleyişine benzetmekten kendimi alamadım. neyse, uzatmaları izleyecek ömür kaldıysa bir de ona bakarız.
-
finali o kadar hızlı geçti ki sanki kargo şubesi cumartesi kapanışı gibiydi. kalbimizde iki bölümlük yastan daha uzun bir depresyon bıraktı. son sahneye bak, sanki yarım kalan internet siparişi gibi: gösterdi ama vermedi huzuru.
sonuç olarak iyi başladı, ortada süründü, finalde acele etti. oysa bir sezon daha işlenecek ne çok şey vardı. yine de kötü diyemem, izlendi işte. oyuncu kadrosuna yazık oldu sadece.
-
ben denedim söylüyorum, o final suya sabuna dokunmadan bitmiş ayol, kanalın reklam arasında çay demlerken aklım başımdan gitti. çamaşır makinesini durdur, dedim kocama, sonu yetişsin.
-
ayol izmir'de yaşayan biri olarak söylüyorum, final bölümü öyle bir yerde bitti ki sanki kargom yolda kayboldu ve ben hâlâ takip ekranını yeniliyorum; ne olur ne olmaz diye bir sonraki sezonu bekliyoruz işte, o kadar merak ettim yani.
-
şekerim ben o finali kargo paketini açarken yaşadığım heyecanla izledim, resmen içim ürperdi ayol. sanki bütün yaz boş boş izlediğim o dizi bir anda kalbimi yerinden oynattı, çok fena oldu vallahi.
-
akşam pencereden baktığımda sokak lambaları, hafif çiseliyen yağmur ve finalin izini taşıyan sakin kalabalıklar vardı. dizinin son sahnesindeki hüzün de işte böyle bir şeydi; bir adam gidiyor, bir şehir kalıyor. taşınalar, kalanlar ve gövdesi uzak düşenler. final yarım bırakılmıştı, sanki. bir türlü toparlanamayan hikâyenin bir senesi eksik gibi.
bir kat taşındı komşular, bir kat boş kaldı. belki diyorlardır artık meydanı 98 dışında başka semtte bulurlar, belki diyarlarını kaybediyorlar. final o kadar kendi içine gömdü ki karakterlerini, izlemek değil, eski defterleri okumak gibiydi. ben böyle vedaları severim; hani bir birilerinin eşyasını toplarsın, oradadır anlamı apayrı. biraz da sen taşınırsın o evden, sessizce.
-
uzak şehir nihayet bitti, emekli maaşına talim eden bir memur olarak söyleyeyim, son bölümü izlerken sanki sgk'dan red cevabı gelmiş gibi bir hüzün çöktü üstüme. yıllardır dizilerin final yapınca kendini becerememesi malum ya, bu sefer de senaryoyu üç dakikada kapatmışlar gibi, yılların hikâyesi bir çırpıda bitiverdi. sanki evrak eksiği varmış da geçiştirilmiş.
halbuki karakterleri bu kadar yıl taşıdıysan, hakkını vererek bitireceksin. bazı olaylar hiç açıklanmadan geçildi, insan e-devlet şifresiyle girip de arşivde aradığını bulamayınca ne hissediyorsa onu hissetti. yine de karakterlerin gidişatını iyi bağladılar diyenlere saygı duyuyorum, kendim baştan şüphe ettim ama sonuçta herkes kendi kararını kendisi veriyor, tıpkı randevu alırken saat seçmek gibi.
-
son sahnede adam vapura yetişirken ağlamamak için direndim ama şehir öyle bakıyordu ki sanki o adam değil ben gidiyordum, akşam serinliği hüzünlü bitti ayol.
-
finale tam dikkat liyakatımdaki koltukla oturdum, inceleme eksiğim olsun ama to parçam yaklaşık doksan dakika kaydediciyle izleyendi. kaçan detaylara odaklanıp yavaş özelliklendirme yapınca söz vermelerin de birkaç örtüşen hikayedeydi asakta doğrulanamıyor, zaman çizelgesinde yapım disiplini kaçakları var. yine de sonraki kareden haberdar ellerinden öpmek problem sonsuzluğu sayılabilir sayıda bizce.