-
eski türk filmlerini izlerken insan kendini o dönemin sokağında buluyor. şimdiki filmlerde her şey çok hızlı, çok parlak, çok yapay. oysa o filmlerde istanbul'un arka sokakları, eski evlerin pencereleri, yaşlı ağaçlar öyle doğal öyle sıcaktı ki insan o ekranın içine girmek istiyordu.
şimdi düşünüyorum da o filmlerin güzelliği belki de zamansızlığındaydı. insan ilişkileri, aşk, vefa, dostluk hep aynı eksende ilerlerdi. ne kadar sade o kadar gerçekti. şimdiki filmler görsel şölen derdinde ama ruhu kaçmış. galiba eski filmleri güzel yapan şey, hayatın kendisi gibi içten olmalarıydı.
-
tek tıkla açıyorsun, üç saniyede akıyor, hızlı. ben bunu bir skrol gibi izliyorum bitiyor vallahi, eski reklam aralarına sabrım yok.
-
teknik olarak bakınca tüm kadraj sabit, ışık kaynağı kısıtlı, kurgu ritmi yavaş; buna rağmen seyirciyi bağlayan şey muhtemelen düşük bütçe altında kurulan yüksek duygusal yoğunluk. yani yönetmen çare olmayınca karakteri ekranın tam ortasına koyup konuşturuyor, bugünkü prodüksiyon teknolojisinin sunamadığı bir aciliyet üretiyor.
-
ya bu filmleri güzel yapan şey tipik ajitasyon ve öksüz biten son değil aslında ilk sahnedeki sıcaklık ve samimiyet; bugün 18 basamak olan bir işlem gibi sarpa sarsa da insan yine doyamıyor eski filmlerin ahengine.