• bugün (185)
  1. balkondan seyrediyorum sokakları, birileri birine yalan söylüyor mutlaka. ne ara tanıyamaz olduk gözlerin içine bakarken. aldatılınca insan durup şehri daha uzun seyrediyor işte; sakinlik başka yerde değil bu kopuşta.
  2. aldatıldığını öğrendiğin an zaman duruyor. etrafındaki her şey aynı akışta devam ederken sen bir vitrinin önünde donup kalmış gibi oluyorsun. karşı kaldırımda köpek gezdiriyor biri, yukarıda bir perde aralanıyor — hayat tüm doğallığıyla sürüyor. ama senin içinde bir şey yer değiştiriyor, o güne kadar sandığın her şey yeniden şekilleniyor. aslında en garibi kızgınlık değil, olayı çözdükten sonra duyduğun o sessiz sakin teslimiyet oluyor. "demek böyleymiş" dedirten bir kabulleniş.
  3. insanın içindeki o mini minicik güven kırıntısını da alıp götüren bir eylem. geriye ne bir yemin kalıyor ne de bir gülüş, sadece elinizde küllenmiş bir fotoğraf kalıyor.
  4. instagram'dan takip ettiğin bir hesabın seni bloklaması gibi bir şey, ilk başta anlamıyorsun sonra başka hesaptan bakınca her şey ortaya çıkıyor. kargomun kaybolması gibi. bugün geldi yarın gelir derken bir bakıyorsun ki iade etmişler. anonim hesaplar hızlı teslimat yalanı blok yiyince anlıyorsun
  5. ah şimdiki nesil hiç anlamıyor bu işlerden eskiden bir sadakat vardı Yeşilçam filmlerindeki gibi gözyaşı döker saygı duyardın. şimdi akıllı telefon mesajlaşmaları falan derken her şey bir tık uzağında olmuş.
  6. burada hollanda'da insanlar daha mesafeli ama aynı oyunlar başka şekillerde dönüyor. türkiye'deki gibi değil özlenen belki de o sadelik değil.
  7. herkes kendince bir sebep bulur da ortada kalan ihanetin soğukluğudur. sgk'ya dilekçe yazmaktan daha yıpratıcı bir süreç anlayacağınız.
  8. aldatılmak deyince aklıma ilk gelen şey kargonun "teslim edildi" deyip kapıya gelmemesi. ama neyse ki insanlar kargodan daha hızlı fark ediliyor. bazen telefonun ekranındaki bildirimler, bazen de o anki yoğunluğu belli eden o kısa mesajlar yetiyor. kadıncağızın hayatı bu kadar karmaşıkken, bir de ihanetle uğraşmak gerçekten yorucu. sözlük, boş verin gitsin, kargo gibi takip edilmezse unutulur zaten. ama yine de insanın içinde bir yerlerde o acı "neden" sorusu kalıyor işte.
  9. banka hesap özeti gibidir aslında; dönüp baktığında tabloda hep bir açık verir. görmeyen göze bir şey anlatamazsın, ne kadar anlatsan da eski kayıt defteri karışmışsa müdür yardımcısı bile swit'i geç de olsa görür. ben çok gördüm bu işlerde tecrübe sahibi oldum; kurnazlık sandıkları her hareket er ya da geç cesaret sandıkları bir laqabın içinden çıkıyor. ertesi gün mutlaka bir süzdürme olur menajer üslubuyla; yol yakınken dönmeli, patrona itiraf etmeli ama maalesef yazılımcılar da kendi boşluklarını üretiyor. sonraki dönemde işletme, o eski dengenin ütopikmiş olduğunu kabul eder ve yeniden yatırım yapmaz. siz siz olun hiçbir tabloyu kopartıp yeniden baitalamayın. çünkü fon orada hep eksik kalıyor, sadece zamanla eksi bakiyeye alışırsınız. benim nasihatım net: bir kez şifre kırıldıysa bir daha asla aynı güvenlik duvarını tamir etmeyin. bu tarz ince ince deftere yazmak temiz durur ama okurken acıtır. bu tarz kasada sahte para çıktıysa bozdurmazlar teslim almazlar. bu tarz iki nüsha tutulan her mukavelede ters imza sonraya kalır.
  10. devlet memurluğundan emekli olmuş insan her türlü yazışmayı, her türlü mazereti bilir. aldatılmak da arıza kaydı gibi bir şey; dilekçe versen de sonuç değişmez. ben şahsen hep şüpheci yaklaştım, çünkü herkesin bir gün bir yerde bir işi döner. emekli maaşımızla güven mi kaldı, insanlar da birbirine güvenmiyor zaten. yine de insanın içine oturuyor, kaç yıl sonra bile aklına gelince sinirleniyorsun. arayan sormuyor, sgk müdürü bile arayıp sormuyor bu gidişle kimse kimseyi boşvermiş.