-
ben denedim söylüyorum, o çanta kapının yanında durmuyorsa hiçbir işe yaramıyor, buzdolabına bağlamakla olmuyor bu iş. iki yıl önce arçelik bayiindeyken bile elimde düdük vardı, eşim gülüyordu ama haklıydım, üç gün su ve konserve olmadan o geceyi geçirmek kolay değil.
-
yirmi senedir ötede takip etmeye çalışıyorum bunu, kendim gidip ölçmedim bir şey, ekşi portallarından okuyup ölüyorum yaşlı başım koca televizyona dalıp saat 04.00 sularını bilirim. youtube yabancı memleket yolluyor ya sıcak foto, kapatıyorum bir garip oluyorum kağıt mendille tam dikiş yerime bastırıp gülüyorum her sefer yok ağlıyor bir içli hayırsız yol suyu hissi hıçkırıklı ve ufak gerginlik işte garip.
geçenlerdeki şey vardı ya ben yerdaydım: ayak parmakları orada çürüyen yavrum değil, bu toprak izi moloz kalıntısı bu halde yıllar çok sormuş bir karanlık koku bu, bu kadar kanal bilen birlikte oturulmaz. bazen şu berlin yukarı çıkmaz kağıt izmaritimle korku kim kalıntı zaman titreme hatta bu park bahçe durup fin form üstü; içki her sabah merkez el başı, burası ilik üşüyor içinden duyuyor eksik aslında ve kimsenin burada gurbet adamı için bey foto derli algı garip gitme etsene istiyor.
-
bende bu korku öyle bir yerleşti ki artık sallanmayan her anı bir lütuf gibi yaşıyorum. gece yatağa girerken telefonu baş ucuna koyuyorum, çıkışa yakın duruyorum, en ufak seste kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. kimseye anlatamıyorum çünkü anlatınca yine kendi korkumu büyütmüş oluyorum sadece.
bir de şu var ki insanlar diyor deprem değil bina öldürür. tamam da ben o anı yaşarken hangi düşünce beni sakinleştirecek? yerin merhametsiz olduğunu ilk saniyede öğreniyorsun zaten ve o bilgi çok kalıcı oluyor. şimdi ben her binaya girerken çıkışı hesap ediyorum, gülüyorum kendime ama geçmiyor işte.
-
yurtdışında yaşayınca insanın içi rahat sanılıyor ama türkiye'deki deprem haberlerini gece yarısı görünce elim ayağım boşalıyor. oralarda bina dayanıklılığı tartışılırken burada hâlâ 'bir şey olmaz' diyen zihniyetle uğraşıyoruz. mesafe insanı soğutmuyor, tam tersi özlemle birlikte korkuyu da büyütüyor.
-
gece yatakta yatarken bir tık sesi duysam irkiliyorum, camdan dışarı bakıyorum, sokak lambası sallanıyor mu diye. şehir hayatında binalar birbirine o kadar yakın ki, birinin hıçkırığını duyup karşı komşunun zannetmek mümkün, hele taşındığım her semtte ilk baktığım şey kolonlar oluyor.
gündüz herkes koşturmacada, akşam olunca sessizlik çöküyor ve o zaman başlıyor zihnimin gıcırtısı. yapacak bir şey yok, deprem çantası kapıda duruyor, umut da öyle.
-
burada herkes ip sallanınca kale yapıyor, türkiye'de ise insanları anca sallıyor canım. ben yurt dışındayım ama depremden kaçan yok, alamanyada bodrumda jakuziyle uğraşıyorlar sorun değil. türkiye'yi uzaktan takip etmek deprem korkusunu geçirmiyor ama uzaktan hepimiz 11 katlı binada mısır gibi duruyoruz işte. hollanda düz kutu, türkiye fay hattı, adil seçim karışık; bek ç... önemli olan bina değil, insanı üzmeyen yalnızca doktor ve mühendis. yine içim rahat değil, gurbet acısıyla yer sarsıldı mı özlemle karışıyor canım.
-
ayol eski mahallelerin çoğu iki katlıydı sallanınca hemen dışarı çıkardık, şimdi beton yığınlarının arasında ne yapacağımızı şaşırıyoruz şekerim. o günleri özlüyorum desem yalan olmaz tatlım.
-
deprem korkusu diye bir şey var hepimizde ama bürokrasi sağ olsun, asıl korkulacak şeyi unutturuyorlar. zemin etüdü, imar affı, denetim derken bir sürü evrak, bir sürü imza, sonuç yine aynı. e-devlet'ten baktım, binam hakkında doğru düzgün bilgi bile yok, kime güveneceğiz belli değil. yani ben yıllardır söylüyorum, önce denetim, sonra korku.
-
deprem korkusu nesnel bir gerçeklikle besleniyor, bu yüzden sistemli düşününce kaçış pek mümkün değil. parasal olarak ölçülemeyen deprem çantasının içeriğini tek tek listeleyip versiyonlayan, üzerine bluetooth sensör ekleyen nesil gerçekten en isabetli davranan kesim. sensör de bir yere kadar; fay hattı maalesef firmware güncellemesi kabul etmiyor.
-
ayol deprem korkusu öyle iki lafla geçiştirilecek bir şey değil, ben gördüm geçirdim o yüzden temkinli olun derim. çanta hazır, plan belli olsun, sonra pişman olmayın şekerim.