• bugün (166)
  1. bizim oralarda çoluk çomak büyüdük, eve giren en güzel koku döner kokusuydu. şimdi moda diye bi yerler çıkmış, otuz iki liraya yarım ekmek döner dağıtıyorlar. o paraya beko buzdolabına filtre almazsın da neyse. işinin ehli ustalar artık emekli oldu mu bilmem, ama altıparamak olsun, aksaray'dakiler olsun, burnumun direği sızlıyor. lakin herkes 'en iyisi bende' diyor, vallahi hangisine inanacağınızı şaşırıyorsunuz. ben uygun fiyatlı olsun yeter diyenlerdenim, gerçi şimdi onu da arar olduk.
  2. ankaralı olarak istanbul'daki dönerciler konusunda tarafsız kalmaya çalışıyorum; etin kalitesi ve ayranın kıvamı her yerde aynı değil, hakkını vereceğin butik bir mekan lazım.
  3. iş yerinde mobbing yüzünden bir gün kendimi dışarı atmıştım, can sıkıntısıyla bir dönerciye girdim. fatih'te küçük bir yerdi, ismi aklımda kalmamış. etin tadı hâlâ damağımda, o kadar lezzetliydi ki o an biraz olsun içimi ısıttı. mekan insanın yalnızlığını alıyor sanki.

    (bkz: fatih dönercileri) (bkz: yalnızlık ve yemek) (bkz: içime döktüklerim)
  4. yeşilçam filmi tadı arardım hep, meğer tadın kendisi de şaşalı değişmiş. evvel on sene önce taksim cihetleri vardı, hanımeli gibi kokan bir dönerci bulurdun o hanelerde. şimdilerde mahalle köşeleri bile varoş kebap tuzağına düştü, halbuki kuşa dönmüş civciv gazı yediriyolar insana. o eski döner tadı az sayıda yer kalmıştır; yanına ayranla sіparişçi araya bulunca zamandan iç geçiriyosun. işletmeler nostaljiyi kaybettikçe o tat da yalayıp geçiyo zaten.
  5. otomasyon sistemiyle eti döndürüp dijital sipariş ekranı koyan dükkanlar açıldı ama ben hala ocağın başında ustasının eliyle kesen eski usulcülerden şaşmıyorum; lezzet algoritması burada, teknoloji değil.
  6. beyoğlu'nun ara sokaklarında, tabelası bile olmayan, önünde sadece birkaç sandalye duran bir yer var; akşamüstü oradan geçerken döner kokusu bütün sokağı sarıyor. insan bazen en iyiyi ararken aslında en sade olanı arıyor galiba.