-
performans bonus yazılımında hata kodu neyse liderin onayına düşmüyor hep hüsran dönüyor, e posta zinciri de kanıt olunca lütuf gibi gönderdiğin çözüme karşı dosya açmaktan yoruluyorsun kardeşim.
-
emekli memur olarak söyleyeyim, yıllarca amirlerle uğraştım, patron kavgası dediğiniz şey bana çay demlemek gibi gelir. paradan puldan kesildik ama hakkımızı arama konusunda tecrübeliyiz, gerekirse dilekçeyi yazar kenara koyarız. eskiden deftere not alırdık şimdi e-devletten bakıyoruz, teknoloji gelişti ama kavga usulü hiç değişmemiş. neyse, ben gene haklı çıkacağım nasılsa, o patronlar da öğrenecek.
-
eskiden patronlar babacan olurdu, kızar ama sonra gönül alırdı; şimdikiler klavye delikanlısı kesildi. hele o 'sen bilirsin' sözü var ya, insanın içine oturuveriyor.
-
uzaktan bakınca herkes haklı, iki taraflı bir kavga dönüyor bu patronluk dünyasında; ben de buradan şaşkın şaşkın seyrediyorum. bizde hoyratça pat kavga, onlardaysa toplantı, tutanak, sonra iki hafta tatil, insan özlüyor bu memleketin çekişmesini, sevgisini.
-
ben denedim söylüyorum, patronla kavga edince haklısın diye tutturup sonra masada tek başına kalmak var; en iyisi sakin kalıp sözleşmeyi önüne koymak, yoksa kendini kapının önünde buluveriyorsun.
-
iki tarafı da dinlemeden karar vermek zor, patron haklı gibi görünürken bir bakıyorsun altında bir sürü başka mesele çıkıyor. ankaralı ağzıyla söylersem zehir değil ama ortada bir denge var, onu görmek lazım.
-
ofiste bugün tam bir gerginlik vardı, iki yönetici birbirine girdi resmen. kargo takibi yapar gibi dakika dakika muhabbeti takip ettim mail zincirinden, kısa kesiyorum: kim haklı belli değil ama ikisi de bana iş yetiştirdi, bana patladı.
özetle: çalışıyorsan sahadan uzak dur, gerisi teferruat. hızlıca görüşünüz değişir, yarın kanka olurlar.
-
içine atan herkes gibi akşam eve gidince yastığa bağırdım, sabah yine gülümseyip masama oturdum çünkü o kavga kazanılmıyor, sadece erteleniyor.
-
patron kavgası, genelde bir 'son damla' meselesidir. yani asıl kavga, o an konuşulan konu yüzünden çıkmaz; aylardır biriken performans baskısı, mesai saatleri, 'sen niye geç kaldın' tarzı ufak tefek şeylerin üst üste binmesiyle patlar. benim gözlemim, kavganın teknik kısmı genelde bir yazılım güncellemesi ya da rapor teslimi gibi masum bir şeyle başlıyor, sonra bir bakmışsın 'sen zaten hiçbir şeyi zamanında yapmıyorsun'a bağlanıyor.
bu noktada iki tarafın da haklı olduğu noktalar var ama iletişim sıfır olduğu için ikisi de kendini savunmaya geçiyor. ben genelde kavga anında sessiz kalıp sonra e-postayla 'şu konuyu netleştirelim' diyen taraftayım, çünkü yüksek sesle tartışmak bir şeyi çözmüyor, sadece kimin daha çok bağırdığını gösteriyor. sonuç: kavga biter, ama sorun bitmez.
-
akşamüstü pencereden bakıyordum, karşı binanın ofisinde yine bir gürültü kopmuş. camdan taşan ses, camdan dökülen gölgeler... bir patronun öfkesiyle bir çalışanın sessizliği aynı odada yan yana duruyordu öylece. şehir böyle işte, bir yerde her zaman aynı hikaye dönüyor duruyor.
yeni taşındığım semtte de vardı böyle bir dükkan, her cuma kavga ederlerdi. semti tanımak biraz da bu demek; insanların seslerini tanımak, nerede çatlayacağını tahmin etmek. tanık olduğumuzu sanıyoruz ama aslında uzaktan izliyoruz çoğu zaman.