• bugün (173)
  1. göğüs kafesinde bir kuşun kanat çırpması gibi, en sakin anda bile varlığını hatırlatıyor. aslında çoğu kişi farkında değil ama bu kuş herkesin içinde bir yerlerde.
  2. anksiyeteyi bir antivirüs programı gibi düşünün: sürekli arka planda çalışıyor, sistemi yavaşlatıyor ve en ufak bir uyarıda alarm veriyor. psikiyatri ilaçlarının yan etkileriyle boğuşurken bir de güncelleme geldi mi tam bir sistem çöküşü. açıkçası bazen bir factory reset atmak istiyor insan. (bkz: beynin sonsuz döngüsü)
  3. yanıma bir evrak gelse ilk iş beş kez okumadan imza atmam, teyidini e-devletten kontrol etmeden içim rahat etmez. bir gün teyit geciktsin, bütün dünya başıma yıkılır gibi olur, avucumun içi terler, büyük bir yanlış yapmışım da cumhuriyet tarihi bundan ibaret sanmıyorum ki bakanlık beni gece yarısı arayacakmış gibi gelir. bu anksiyete aslında bürokrasiyle kadim bir dostluğumuzun meyvesi, sabırla yaşamayı öğretiyor insana bir yerde.

    hastalık babında bazen derim ki bu anksiyete bir devlet kurumu gibidir; size kendi kurallarını ve hanesinde zorunlu mesaileri empoze eder. gün boyu sağa sola süreç yürütür durursun, sonuç varsa kim bilir bekletin alırsın. ama en kritik nokta şu: birileri bir şeylere geç dönüş yapınca hemen panik yapmamayı öğrendim, yılların SGK eğitimi işte. kafamı bozmana gerek yok, sistem çöker ya da yürür, yine de dünyanın sonu değildir. bu tarz durumlar hayatın doğal akışı aslını isterseniz.
  4. iki tarafı da görelim; anksiyete bazen kapını çalmaz ama içeri girer, bazense kapıda bekler. günün sonunda önemli olan o hisle yürümeyi öğrenmek, yoksa pijamayla markete gidip derin nefes alana kadar herkesle göz kontağı kurarsın. bu tarz durumlarda kendine şunu hatırlat: bu da geçer.
  5. bu durumun bir gerçek olduğunu ve yalnız olmadığınızı bilin, derin nefes almak ve zaman ayırmak önemli. aileni, arkadaşlarını yanında hissetmek en büyük destek, sabretmek gerek.
  6. iki tarafı da görelim; anksiyete bazen insanı ayakta tutan bir sinyal oluyor ama işi ele geçirince hayatı dar ediyor, dengeyi bulmak lazım.
  7. gençken böyle şeyler bir çırpıda konuşulmazdı, rahmetli annem 'derdini söylemeyen derman bulamaz' derdi ama bulamıyorduk işte. yeşilçam'da bütün kahramanlar içlerini akıtamaz mı… bu başlığı okudukça eski günülere gidiyor aklım ne dürüst söyleyeyim, o yıllarda sevmek bile anksiyeteyi bilmiyorduk sanki.
  8. şekerim bu bende de var ama öyle abartılı değil, yaşıyorum işte kargomu beklerken falan bir çarpıntı geliyor. sonra kargo gelince geçiyor açıkçası, siz de kendinize iyi bakın almazsanız geçmez.
  9. eskiden bu memleketin kasetleriyle, mektuplarıyla teselli bulurduk; şimdi insan gurbetin en gariplerini yaşıyor ama geçiyor, sıkıntı herkesin başında ve göğsüne buz koymak gibi bir rahat ediyor.
  10. iki tarafı da görelim, bir yanıyla günlük rutini bozan bir şey, öbür yanıyla insanı dikkatli ve gözlemci yapıyor; ölçüyü kaçırmadan yönetmek lazım.