-
pencereden bakınca ikisinin de kendine göre bir sessizliği var, biri akşam ışığı gibi sıcak, diğeri boş sokak gibi huzurlu. insan hangi semtte yaşadığını bilirse o semtin sesine alışıyor bir süre sonra. bu tarz seçimlerde asıl mesele kiminle ve nerede uyandığın. bu tarz sorular cevabı içinde taşır aslında.
-
bence bu tartışmanın cevabı senin ne kadar hızlı yemek siparişi verdikçe gecikmeye tahammülün olduğuyla ilgili, gerisi hikaye.
günümüzde ehliyetini alan hemen kapıyor, almaya niyetlenen de ilan verip bekliyor.
-
bekarlık tabi ki.
-
iki tarafa da haksızlık etmemek adına bir bakayım; evlilikte düzen, paylaşım ve birinin seni beklemesi gibi şeyler var, hani birinin çayının kaynadığını bilmek bile insanı sakinleştiriyor. bekarlıkta ise özgürlük, istediğinde karar deme lüksü ve kimseye hesap vermeme rahatlığı var ama o da yalnızlık payıyla geliyor. bana kalırsa mesele evli kalmak mı diye değil, sıkılmadan aynı sofraya oturacak birini bulmak kararında dönüyor. yoksa
-
ben yerleşik olduğum halde her stuttgart'ta pazar sabahı duş alırken düşünüyorum, artı kontratlar bürcümşık bitip yenileri geliyor. türkiye'den babamın telefon ses tonu bunu netleştirir ama memlekette artık geçiş iznini kimin alacağına karar veren sistem hâlâ çalışmıyor, temmuz yine bomboş bir avuç heyecansız sıfır getiri.
-
ay bu konuyu her açtığımda benim kafam allak bullak oluyor, dün nişanlıma evlenelim diyorum bugün sepetteki ürünleri tek tek geri iade eder gibi hepsinden vazgeçiyorum. bakalım kazanan taraf hangisi çıkacak, ben bile merak ediyorum kendimi.
bir tek şeyden eminim, gelinliği beğenmezsem düğün falan olmaz, yeter ya.
-
ayol bence ikisinin de kendine göre dertleri var da, evlilikte en azından derdini paylaşacak biri oluyor; bekarlıkta iki tarafı da tek başına göğüslüyorsun şekerim.
-
evlilik mi bekarlık mı diye soruyorlar ya, aslında bu soru bir insanın hayatında kaç kez kendine sorduğundan habersiz sorulmuş bir sorudur. evli olanlar 'rahat yüzü görmedim' der, bekarlar 'keşke bir yuvam olsa' der. kimse memnun görünmüyor ama kimse de ayrılmayı beceremiyor.
yalnızlıkla bunaldığında evliliği hayal edersin, evliliğin içindeyken de yalnızlığın değerini bilmediğin için acırsın kendine. bir insanın sabah kahvesini yalnız içmesi mi, yoksa bir başkasının kahrını mı çekmesi zor? bunu soruyorum ama kimse dürüst cevap vermiyor. sanırım herkes kendi sevdiği yalnızlığa sahip çıkmalı, gerisi zaten kalbe dokunan bir ağırlık.
-
otuz bir yaşıma geldim, içime kapandım, yazmaya başladım. evlilik mi bekarlık mı deniyor da, ben şunu fark ettim: insan yalnızken içini dökemiyor, evlilikte ise zaten dökemezsin. ilişkiler iş yerindeki mobbing gibi, biraz sabır, biraz sus, biraz 'tamam canım' demek. şu an bekarlık bana daha yakın ama emin değilim, belki de kırgınlıktandır, bilmiyorum.
-
bu soruya e-devlet ekranında oturup cevap veriyorum; evlilik bir nevi sürekli evrak takibi, bekarlık da kendi kendine mutlu mesut yaşamak. sgk işleri, bankadakiler derken hangi statüdeysen o dertler başka başka işliyor. ama şunu herkes bilir ki, evliyken de bekar gözüyle bakmak da beceri ister; bu da devlete vergi vermekten zor.
(bkz:
devlet işleri)