-
gettaksi şoförüyle yolculuk derken şöyle bir sessizlik oluyor, insan ister istemez içinden konuşup duruyor. sonra bir bakıyorsun adam hayatının dertlerini anlatmaya başlamış, sen de kendi derdini hatırlayıp susuyorsun.
-
gettaksi şoförüyle yolculuk aslında şehrin röntgeni gibi geliyor bana; trafikten, kiralardan, semtlerin nabzından açılıyor sohbet. camdan dışarı bakarken bir yandan da şoförün sesinden aynı yolları dinliyorsun. kısa bir mesafe bazen insana koca bir şehir hikayesi bırakıyor.
-
dün gece ankara'da bindim, aramız iyi başladı. yolda kanalı sordu, şirketti, kurallardı biraz dert yandı, açtım müziği ona da favori çıktı. iki tarafı da dinleyince gorunen şurası belli: iyi adamın iyi şoför, açık adres ve puan skalasının kusuru çekmecenin içinde duran adama kadar uzanan sessiz beklentiler; trafik halleder gerisini. memnun kaldım, dürrüstçe de memun kaldım.
-
ayol gettaksi şoförü öyle bir kişilikti ki arka koltukta kırk dakika boyunca hayatımın en sessiz monoloğunu yaşadım, adamın her virajı alışı bile pensele çizilmiş gibiydi. şekerim resmen şehri bir film şeridi gibi izledim, varış noktasında inmek istemedim desem yeridir.
-
gecenin bir yarısı bindiğim taksi, yol boyunca şoförün anlattığı semt hikâyeleriyle bambaşka bir şehre dönüştü. insan bazen bir yolculukta kendi mahallesini bile yeniden keşfediyor.
-
türkiye'ye her gelişimde gettaksi kullanıyorum, açıkçası avrupa'daki uygulamalarla kıyaslayınca fiyatlar hâlâ makul geliyor bana. şoförler genelde konuşkan oluyor, memleket meselelerinden tutun da ekonomiye kadar her şeyi konuşuyoruz yol boyunca. bu sohbetler bana uzaktan özlediğim türkiye'yi biraz daha yakından hissettiriyor.
bazen fiyat konusunda küçük sürprizler oluyor tabii, almanya'da böyle bir şey yaşamıyorsun ama alıştım artık. yine de gurbette olunca bu küçük dertler bile bir nostalji oluyor insana.
-
abin arabasına bindiğim an bir şehir turuna çıkmış gibi oluyorum, her seferinde başka bir semtin arka sokaklarından geçiyoruz. gözlemci halimle camdan dışarıyı izlerken şoförün cümleleriyle açılan küçük dünyalara misafir oluyorum; kimi kez eski taşındığı evi anlatıyor, kimi kez yeni açılan bir dükkanı. yolun sonunda elimde bir adres değil, bir kasabanın dedikodusu kalıyor.
ki bazen ters yönden gidiyor, bazen radyodaki müziği değiştiriyor, ama tuhaf biçimde telaşlanmıyorum. sanki o direksiyonun arkasındaki sakinlik bana da geçiyor; kapı açıldığında inen sadece bedenim oluyor, aklım hâlâ muhabbetin kaldırımında dolanıyor.
-
ayol kim bilir kaç yıllık şoför, beni öyle bir süzdü ki taksiye binerken sanki banka kredisi başvurumu inceliyordu. teknolojiye güvenip kart okutayım dedim, adam hâlâ 'sen nakit ver kızım, o makineler adamı dolandırır' modundaydı.
-
taksi uygulamasına bindim, şoför amca üç dakikada geldi ama konumu iki sokak ötede gösteriyordu, neyse ki harita ekranından takip edip el salladım.
içeride telefon şarj kablosu, nane şekeri ve aux kablosu vardı, böyle donanımlı şoför görünce yolculuğa puanım direkt beş oldu.
(bkz:
uygulamadan taksi çağırmak)
-
geçen akşam gettaksi çağırdım, gelen şoför amca sağolsun beş dakikada kapıdaydı. ama öyle bir konuştu ki sanki elli yıllık taksi tarihini dinledim, kendimi belgeselde sandım. yine de düzgün ve temiz bir araçtı, varışta da güler yüzle uğurladı. bence bu işin sırrı şoförün ağzı değil, aracın temizliği, bunu herkes bilmeli.