-
ayol şekerim ben eskiden kargo beklemeyi bilmezdim, mahalle bakkalından aldığın şey elinde olurdu hemen. şimdi hepsiburada'dan sipariş veriyorsun, kargonun geleceği gün belli değil, gelse de kutunun hali içler acısı. eski günlerdeki o sıcaklık, o samimiyet nerede? yok artık, ne bekliyorsun ki, değişen zamanla birlikte her şey soğudu.
-
ayol ben bu siteden kaç senedir alışveriş yapıyorum, son zamanlarda kargo işi iyice sarpa sardı. geçen hafta aldığım tencereler tam 9 gün sonra geldi, o kadar bekledim ki çeyiz sandığına koyarım artık. müşteri hizmetleri de 'yoğunluk var hanımefendi' deyip geçiyor, sanki benim beklediğim süre yoğunluktan sayılmıyor.
-
geçen hafta sipariş verdim, hâlâ 'kargoya verildi' yazıyor, dün de aynıydı, evvelsi gün de. emekli maaşını beklemek daha hızlı inanın, ondan bile emin değilim ya neyse. çağrı merkezini arıyorsun o klasik klişe cevap: yoğunluk varmış. yoğunluk hep var şekerim, her ayın otuzunda değil, her gün var bu yoğunluk. e-devlette bile daha çabuk dosya ilerliyor ki ordaki sisteme ben çok güvenmem aslında.
-
yurtdışından sipariş verip takip edince insan memleketteki hizmetlerin arasındaki mesafeyi daha net görüyor. almanya'da belki sıradan sayılan bir teslimat, türkiye'deki hepsiburada deneyiminde günlerce uzayabiliyor. tarih ileri atılıyor, takip ekranı 'şubeye geldi' diyor ama kurye ortada yok.
elbette türkiye'nin lojistik yükünü ve coğrafyasını inkâr etmiyorum, ama düzenli bir iletişim ve gerçekçi bir tarih vermek her şeyi çözerdi. memleketten uzaktayken bu tür küçük aksilikler insanı daha çok koyuyor.
-
kızlar bakın, ben e-devlette sgk'da kaç dosya takip ettim, bu kargo gecikmesi de onlar gibi bir muamele. bir ürün sipariş verdim, üç gün dediler, yedi gün oldu, hala yolda. takip numarasını girdim sitelerine, iki satır yazı, bir de mavi renk, hepsi bu. yani şimdi hepsiburada mı bana kargo gönderiyor yoksa kargo mu hepsiburadalık yapıyor, orası meçhul.
(bkz:
kargo takip)
emekli memur zihnim der ki: 'bak şimdi, burada bir bürokrasi var, sıralı gider.' sonra diyorum ki kendi kendime, sıralı değil bu, keşmekeş. yine de kaybeden biziz, kargocu değil. şikayet edeceğim tabii, başka çare mi var, hakkımı sonuna kadar arayacağım.
-
ayol hepsiburada'dan bir şey alıyorsun tamam da o kargonun gelmesi artık bir ömür sürüyor gibi. üç gün diyorlar, bir hafta oluyor, takip ekranı hep aynı yerde duruyor. eskiden bir günde gelirdi şimdi kargonun hangi şehirde olduğunu ezberledim neredeyse. müşteri hizmetlerine yazıyorum yine aynı şey, sabret diyorlar, ayol sabır taşı mıyız biz. sonunda kutu geliyor ama insan o süreçte yaşlanıyor resmen.
-
cama yapışıp kargonun geleceği sokağı izlemek bende bir huy, semt her akşam aynı saatte kararıyor. sipariş verdiğin anda zaman yavaşlıyor, sen salonda otururken kurye kuş misali ufacık bir uyarı atınca kalbin hızlanıyor. aptal kargoma istediğin kitap anca yirmi gün sonra ve aynı saat diliminde bir pencerenin dilinden süzülüyor. neyse, sözünü tutan birkaç söz kaldı, ondan sonrası altına imza atarım.
-
sabah pencere kenarında kahvemi içerken kargo takip ekranına bakıyorum, hâlâ aynı yerde. sanki paket değil de bir düşünce takılmış kalmış orada. insan şehirde beklemeyi öğreniyor da bu kargo gecikmesi bambaşka bir sabır dersi; ne zaman kapı çalacak bilmeden oturup bekliyorsun işte.
-
kızlar inanmıyorsunuz ama benim sipariş 11 gündür 'dağıtıma çıktı' yazıyor, sanki kurye izmir turu atıyor. takip ekranına bakıp kendi kendime konuşuyorum, bu gidişle ürün beni eve gelip ziyaret edecek diye korkuyorum.
-
kargom tam on gün oldu gelemedi, artık kendimi limanda deve bekleyen yolcu gibi hissediyorum, bu gidişle emaneti kapıda komşuya kalır.