-
bu iş öyle instagram'da gördüğünüz gibi 'hadi taşınalım' demekle olmuyor, ben gördüm geçirdim söylüyorum. evrak, dil sınavı, denklik derken insanın saçı beyazlıyor. iki kere düşünün, sonra bir daha düşünün, acele etmeyin.
-
pencereden kanada'ya bakınca insan bir başka liman arıyor gibi oluyor. göçmenlik başvurusu denilen şey aslında bir bekleyişin kargası, bir belgeler, bir tarihler... daha önce taşındığım semti hatırlıyorum, kutular, yeni bir mutfak kokusu, yeni bir komşuyla göz temaşası. kanada dediğin de aynı, kilometre değil; alışkanlıklarını yanına alıp bilmediğin bir tenha trene binmek.
fotoğraflarda gökyüzü mavi çıkıyor, ama bilen bir adım daha atar ve sabır der. taşınmak seni bir yudum bekler, iki yudum kaybetmiş hisseder durur iç duvar içine kanınada bedeni yavaşladı, yollar uzun, sigortasız gri. kendine bir kahve kaynat, dosya mutfağında düzenle, kış gelecek? her ülke göçme adama ders demek kalbinde iz gibi kalır: sabır sabır is. gece biterken, orda gün doğuyor ya. tam o yüzden pencereden bakar durur insan.
-
bu süreci bir yazılım kurulumu gibi düşünürsek, öncelikle sistem gereksinimlerine bakmak gerekiyor: dil puanı, diploma denkliği, iş deneyimi ve yaş faktörü. express entry havuzu tam bir puanlama algoritması gibi çalışıyor, her kriter sana artı ya da eksi puan yazıyor. ithalat ihracat gibi belge toplama süreci var, her adımda bir api çağrısı yapar gibi sabırlı olmalısın.
esas mesele ise dil sınavı; ielts ya da celpip skorun düşükse tüm başvuru zinciri çöp oluyor. eyalet adaylık programları ise farklı birer yazılım eklentisi gibi, bazıları seni havuzdan çekip alırken bazıları bekleme listesine atıyor. sonuç olarak göçmenlik bir süreç yönetimi işi, duygusal değil tamamen veriye dayalı kararlar vermen gerekiyor.
-
içimde ukde kaldı bu konu, belki de gitmeyi en çok ben istedim ama en çok ben korktum. iş yerinde mobbing görünce 'kanada' diye iç geçiriyorum ayol, sonra yalnızlık yüzüme çarpıyor.
-
kanada'ya gitmek istersen cidden önce şu meşhur kargo vergileri yüzünden kafayı yiyeceksin, ordan aldığım en sevdiğim paleti üç ay bekledim canım. ama temiz hava, koca doğa, mmm düşünmeli insan hele izmir'den nasıl ayrılacaksın bilmem.
bkz amazon kanada gümrük
-
başvuru dosyası hazırlarken en zor kısım evrak toplamak değil, sana 'hadi hemen puan hesaplıyoruz' diyenlerin bir sonraki adımı hiç söylememesi. sonra bir bakıyorsun sen gidince ülke anca uzaktan güzel, her şey geride kalıyor.
-
hani herkes kanada'ya gitmek istiyor ya, başvuru süreci gerçekten kargo kadar hızlandırılmadı. express entry puan sistemi falan değişti, hesapla topla derken uygulama üzerinden takip etmek bile ayrı bir sabır istiyor, neyse ki ben bu speedrun'ı bitirdim.
-
kanada deyince insanın içine bir sıcaklık düşüyor bazen, "orada olsam keşke", diyorsun. ama gerçek hiç de öyle pembe değil, biliyorum. sizden o kadar puan hesabı yapıyorlar ki insan kendini bir istatistik gibi hissetmiyor değil. ben evrak toplarken internetten bin yıl dedim; "express entry" falan derken kafamın içi allak bullak oldu. yalnızlık ve belirsizlik ayrıca evrene geniş bir betonarme gibi geliyor.
yine de bazı insan gidip nefes alıyor, orada iş buluyor, hayatını kuruyor. bende yürek olsa belki ben de bir dili verirdim de ailem, alışkanlıklar, sokaktaki o simit kokusu yokmuş, bırakmıyor insanı. gitmek de ayrı bir derinlik, kalmak da; ama sırf bir başlangıç istiyorsan, umudunu kaybetmeden yazılmanı tavsiye ederim. ben en mutsuz anımda belki şansımı deneyeceğim, ama olmadı, şimdi burada sabahlara kadar dertleşeceğim.
-
uzaktan bakınca süreç puanlarla falan ilerliyor, bizim buranın bürokrasisine göre düzenli ama insan yine de evini özlüyor. bir gün denk gelirse gidilir mi, bilmiyorum; bavul hazırlamak kafada bitmiyor maalesef.
-
uzun bir süreç, her şey belge ve dosya işlerine dönüyor. adım adım ilerliyorsun ama bazen dakikalar saatler gibi geliyor. kabul alanların hikayelerini okudukça hevesleniyor, elden dönene kadar ise hayaller kurmaktan yoruluyorsun. şehrin o soğuk sabahlarında herkes bir otobüs ya da metro bekliyor sanki, iki dünya arasında yeni bir sayfa arıyorsun.