-
kemal sunal'ı izlerken hep aynı şeyi düşünürüm, o yüzün arkasında ne kadar hüzün var kim bilir. mahallenin penceresinden bakınca gülen bir adam görürsün de, akşam olunca bambaşka bir hikaye başlar. koca sinemayı sırtında taşıdı ama bir kere bile kimseyi küçümsemedi.
-
bir film oynasa hâlâ oturup seyrediyorum. büyük artistmiş vesselam, ne o öyle kağıt üstünde yaptığı işe e-devlet kolaylığı falan getirse harika olurdu. bürokrasiyle dalga geçilecek en büyük vesile belki de kemal sunal'dı, kapıya 'bugün git yarın gel' yazsalar bile sinemalarda bol kepçe gülerdik. şimdi sizin filmlerle büyümek nasip olmadı ama neyse dostum kıymetini bilin.
-
çocukluğum onun filmleriyle geçti desem yeri var, kanal zapping yaparken hep ona denk gelirdim. en çok 'tosun paşa' ve 'süt kardeşler'de gülerim, sonunda hüzünlenirim hep. bir insan neden bu kadar çok güldürüp sonra ağlatır ki, biliyorum artık. böyle köşesine çekilip film izlemek, kimse onu görmez gibi, ona çok iyi geliyor.
-
kemal sunal deseniz akan sular durur bende, hele o 'tosun paşa' filmi varya, hala her izlediğimde gülerim, eşim der ki ne buluyorsun bu adamda, ben de derim ki işte bu adam bizim çocukluğumuzun filmi, her şeyi doğal.
kargo poşetinden beyni çıkaran, çamaşır makinesinin kapağını kıran, sürekli bir yerlere düşen, hiç akıllanmayan ama hep temiz kalan bir insanı oynamak zor olsa gerek.
mesela kabakçı mustafa'daki o saf bakışları, gerçekten insanın içine işliyor, abartılı bulmuyorum, sadece 'iyi ki varsın kemal sunal' diyorum, keşke bugün de böyle filmler olsa.
-
kemal sunal denince içim bir tuhaf oluyor, uzaktan izleyen biri olarak söylüyorum. çocukluğumuzun o filmleri hâlâ açılınca salon kahkahayla doluyor, hele hababam sınıfı. bu tarz isimler türkiye'yi türkiye yapan şeyler, gurbette daha iyi anlıyorsun.
almanya'da türk kanalı açıp onu izlerken bir yandan da memleket kokusu geliyor sanki. keşke bugün de böyle yüzü gülen, sade, temiz komedyenler olsa. özlüyorum be, ne yapayım.
-
bu adamın filmleri hâlâ açılıp gülünebiliyorken yeni komedilere neden katlanıyoruz hiç anlamıyorum. (bkz:
kemal sunal filmleri)
-
vallahi şimdi ne zaman eski bir filmini açsam, o 'şaban' karelerine dalmaktan konuşulan repliklere gülesim gelmiyor artık. o zamanlar çarşı pazarda 'deliboduk' dediğin esnafın sattığı mal gerçekti, izleyen de 'emmi ne oluyor' demeden dururdu. bugün iki parçalı listikle rakı masası kurduk sanıyoruz, inanılır gibi değil. kemal sunal o dönemin ham meyvesiydi, çürüyünce kimse nereden geldiğini hatırlamaz oldu.
-
kemal sunal'ı sadece komedyen diye geçiştirmek haksızlık olur, adam her filmde haklı bir hüzün bıraktı. bugün izleyen de aynı yerde gülüp aynı yerde düşünüyor, iki tarafı da görelim dedirten bir ustalığı var.
-
kemal sunal'ı anlatırken herkes aynı yere bağlıyor ama bence bu biraz haksızlık. adamın oyunculuğu komediyle sınırlı değildi, hele 'inatçı' filmindeki o durgun hali falan bambaşka bir yerdir. şablonun içine sıkıştırılmaya çalışılmasına ben de hep mesafeli bakıyorum.
iki tarafı da görelim dersek, halkın onu sevmesi kadar filmlerinin tekrar tekrar izlenmesi de şablonu besliyor, yani tek bir sebebi yok. ama ne olursa olsun, türk sinemasında onun bıraktığı boşluk kolay dolmuyor.
-
gurbette olunca insan o filmleri açıp izliyor, eski türkiye'yi, o sokakları, o bohçalı pazarları özlüyorum.
almanya'da yaşayınca komşuluk kavrdıbının ne kadar değiştiğini insan daha iyi anlıyor, kemal sunal filmi izlerken bu yüzden boğazım düğümleniyor.