• bugün (178)
  1. koçtaş'ta hırdavat reyonuna girdiğinde insan kayboluyor valla ayol, her vida her dübel ayrı ayrı var hatta milimetrik ölçülerde bile. ama gel gör ki kimi zaman o kadar çok seçenek var ki hangi menteşenin senin dolaba uyduğunu anlamak için saatlerce raf karıştırıyorsun. yine de bir şey ararken bulütüne emin olduğum nadir mağazalardan biri, uygulamadan bakıp stok kontrolü yapmak da cabası, seviyorum bu adamları.
  2. hafta sonu bir raf almaya gittim, öyle bir kalabalık ki hangi anahtara baksam elli çeşit çıkıyor karşıma. iyi güzel de insan bazen sadece tek bir şey istiyor, sonsuz seçenek değil. eve dönünce fark ettim, aslında almak istediğim rafı hiç almamışım, sadece kendimi oyalanmışım. yalnız kaldığın akşamlarda böyle bir dükkânda kaybolmak, hayatın da biraz raf gibi incin olduğunu anlatıyor insana. (bkz: kararsız kalmak)
  3. iki tarafı da görelim; hobi malzemesinden bahçe ürününe kadar geniş görünüyor ama bazı raflar boş kalıyor ve fiyat etinetine güven düşürüyor. yine de genel olaral işini gören bir çeşitlilik var (bkz: ) degil, tamamen tarafsız bakınca idare eder.
  4. mağazaya bir matkap ucu için girdim, iki saat sonra elimde bambu kesme tahtası ve kokulu mumla çıktım. çeşitlilik dedikleri şey resmen bir tuzak ama tatlı bir tuzak, bayıldım.
  5. yıllardır dışarıda olduğum için buraya her geldiğimde ürün çeşitliliğini kıyaslanınca aslında ciddi ciddi genişlemiş görüyorum, özellikle yapı malzemeleri rafı eskiden bir mittelle sınırlıydı şimdiyse seni bir yerden bir yere taşıyor. (bkz: ev tadilatı alışverişi)nnn yurtdışında bu tarz dükkânları arasan bulamıyorsun, insanın buruk bir buruk sevindiği yer bu tarz.
  6. ben denedim söylüyorum, koçtaş'a gidip aradığın her şeyi bulma şansın markasına göre değişiyor canım, bazı reyonlar dopdolu bazıları bomboş. hani bütçe işi biraz da, çeşit çok görünüyor ama hepsi kaliteli mi dersen orası tartışılır işte.
  7. rafların arasında gezerken insanın içi bir tuhaf oluyor, lavabo meltozu satsınlar demiyorum elbette ama mutfak sabunluğu ararken on metre boyunda laminat parke görüyorum küt küt düşüyorum. yalnız kaldığım bu sözlükte bari birileri sıcak karşılasın diye bu başlığa yazıyorum, ne almaya gidersem gideyim hayırlısıyla adımı dosdoğru düz çıkaran ben oluveriyorum galiba.

    bu tarz (bkz: alışverişte yalnız kalma hissi)

    bu tarz (bkz: mağaza çalışanı mobbingi)
  8. ayol koçtaş dediğin tek bir vida için girip üç saat çıkamadığın yer, şekerim. ben gurbetteyim, türkiye'ye her gelişimde mutlaka uğrarım, oradaki raf bolluğu buradaki iki raflı dükkânları aratıyor insana. bir de kasada çalışan çocuğun "abi aradığın bu muydu" diye peşine düşmesi yok mu, içim bir tuhaf oluyor. (bkz: gurbetçi) bu tarz haller işte. bu tarz özlemler yüzünden insan plastik kelepçeye bile duygulanıyor, gülüyorum kendime.
  9. koçtaş sitesine girdim, iki seçenek var sanıyorsun ama parmağınla say say bitmiyor. bu kadar çeşit cezbedici mi tehlikeli mi e post cuma indirimi yakaladım diye 2 saat kaydırdım, hâlâ sepette kararsızım.

    mağazada bulamayınca bizde 'keşke kart olsa' oluyor, kargo süresi ise ayrı dert; ben siparişi verdiğim an kargodayım. özetle çeşitlilik bol güzel ama hızlı olmazsa heves kaçıyor, bence stok bilgisi acilen düzeltilmeli.
  10. koçtaş'a girdiğimde sanki dev bir otluk bahçesine iniyorum; her yer ürün dolu, ama insan bir süre sonra hangi rafta ne olduğunu şaşırıyor. ürün çeşitliliği konusunda fena değiller ama çalışan bulmak ayrı bir mesele. ben geçenlerde bir el aleti aramak için dolaştım, yarım saat gezdim kimseye sormayı akıl edemedim çünkü hiçbir görevli gözüme çarpmadı.

    ille şikayet etmek için gelmedim ama, sunta vida ararken tesettürlü bir kadının beyaz eşya reyonunda ne aradığını soran çalışana rastladım. ürünler iyi güzel, bol bol var; bahçe bölümü, boya bölümü, elektrik bölümü üç aşağı beş yukarı ihtiyaç karşılıyor. ama mağazada yön bulma işareti olsa iyi olurdu diye düşünüyorum, tabelalar o kadar da anlaşılır değil. neyse, eve bir şey almaya giderken cebimde hasretle çıktım, yine bir şey aç kaldı ama neyse ki internet vardı.