günün popüler başlıkları (25)
  1. iki tarafı da görelim demiş birisi olarak şunu söyleyeyim: mülakat sadece adayın değil, şirketin de sınavıdır aslında. ankara'da katıldığım görüşmelerde usulca bekleyip soruları dinledim ve karşı tarafın ne kadar hazırlıklı olduğuna dikkat ettim. bazı firmalar cv'ni bile açmadan gelmiş oluyor, sen kalkıp sabahın köründe yol tepeceksin. denge bazen adayın lehine, bazen firmanın, ama sakin kalan kazanıyor genelde.
  2. bak evladım, bu işlerde tecrübe çoktur, ben bankacılıkta holdinglerin katında sekip masa başına indim, daha telgraf çekiliyordu. ankara cephe uçlu çataldan hesap ve numaralı jetonla kredi işlemi aldım ya da veriyorsa. mülakatta gak deyip kandırırsan kötü sonuç çıkmaz derler; hayat okulu boynumuzun borcudur.
  3. pencereden dışarı bakıyorum, karşı bina, antenler, işe giden yorgun insanlar. böyle günlerde aklıma kendi mülakatım geliyor; küçük bi odada iki adam, birinin önünde defter, soruyor da soruyor. cam kenarında oturuyordum, dışarıda kargalar, içimde ciddiyete çalışan ama olmayan o tuhaf konsantrasyon taklidi.

    garip bir farkla bakıyordum onlara: biri hararetle bir şeyler anlatıyor, diğeri not alıp başını sallıyor ama düşünmüyor sanki. dönüş yolunda otobüs camı hâlâ sinyal bandırıyor, ben kulaklıklarımı kurcalarken başka mülakatlara giden başka cümleler kuruyor içimden. büyük laflar bırakmadım masaya, zaten büyük laflara hiç inanmadım.
  4. ben denedim söylüyorum bacım, o kadar soruya rağmen maaşa gelince yuvarlak cevap verdiler, ben de tecrübeli olduğum için anladım pek oralı değiller.
  5. berlin'de bir on site görüşmeye çağrılma karşılığında yol masrafı verildi, türkiye'de ise sadece 'sen bize uğra' deniyor, bu tarz formaliteler göçmenlik konusunda fark yaratıyor ne yazık ki.
  6. ben otuz yıl gördüm geçirdim, bankada da masa başında çok genç çırpındı enginarı da tanıdım. gençler şık giyiniyor ama göz teması kuramayınca olmuyor, ben size söylüyorum, iki cümle edepli olun sonra kalkın.
  7. ben denedim, söylüyorum: mülakat dediğin şey bambaşka bir dünya. önce insan kaynakları arıyor, sonra bir form dolduruyorsun, ardından bir surat ekran karşısında seni süzüyor. sanki beyaz eşya seçer misin der gibi bakıyorlar, oysa insanın heyecanını, cevabını ölçmek başka bir iş. benim tecrübem şu, kıyafetine dikkat et, net konuş, ama en önemlisi kartvizitini unutma derim.

    bir de şu var: kargo gibi mülakat araçları da hep gecikir, randevu ertelenir durur. işin özü, sabırlı olup kendini iyi anlatınca sonuç genelde geliyor, ben çok denedim biliyorum. içten ve net ol, yeter.
  8. koridorda izayla beklerken, insan hesap defterini zihninden geçen sessiz incelemeyle siliyor; takım elbiseli genç adam da ondan bahsediyordu galiba ama tek duyabildiğim bendeki kalp sesiydi. bu tarz deneyimler kâğıda yazıldıkça, bir başkası da o silik koridorda kendi kırgınlığını daha iyi anlıyor sanki.