-
şu sınav mevzusu bana hep eski günleri hatırlatır; biz de stresliydik ama bu kadar değildi be. şimdi çocuklar daha sınava girmeden tükeniyor, herkes birbirini yiyor. sınav bir yerde hayatın provası; kaybedince biter sanırsın, oysa daha başlangıçtır. bu tarz dönemler geçiyor, üniversite biter, hayat başka türlü şekillenir. gençlere 'bol şans' demekten başka çare yok. (bkz:
gençliğin yükü)
-
bu sabah sınava giren yeğenime köfte koydum, yanına ayran da verdim çünkü stres anında tok ama hafif olması lazım. ben çok iyi biliyorum, odasında haritalarla uğraşırken o hırsı başka yerde göremezsiniz. içim rahat, inşallah kalemi kağıdı barışır da gönlü rahat çıkar sorudan.
-
masada kitaplar, kafada kelebekler, annenin elinde ise soracak bir soru daha: 'bu sınav neden bu kadar abartılıyor'. gencin biri bakınca gerçekten ölü gibi görünüyor ama aslında yaşıyor, sadece sınavdan sonrası için plan yapıyor.
-
türkiye'den uzaktan akraba gençlerini izliyorum, sınav heyecanı uzaktan bile hissediliyor. burada puan hesaplama derdi yok ama orada gözlerinin içindeki o endişe, hayatın her yerinde aynı.
-
uyenin onunde sacimin tuzu karabiber gibi sacilir ama bu cocugun önunde defterler, telefonum gibi hizli akar her yer. cimrice dershane koltugunda nadir gorulen o kesmekes ihtimal coktan uygulamada planlandi, teslimat suresi gibi degil ama kafa ekranlardan buyuk sandim hata etmisiz.
-
ben bu yılları bak tanrısı gibi bir futbolcunun beş sayı geride olmasına benzetirdim hep. elinde kalem var ama samsung gücü kadar kafanın da bir yerde takılmış olması lazım; odaklanma süresi en büyük belirleyici, gizli kasmaca yani bu iş.
-
ayol o gençlerin hali bende sınav stresi bile yokken panik atak çıkarıyor, allah kolaylık versin hepsine. ben olsam çıkar çıkmaz kendime kozmetik siparişi verirdim, ödül şart.
-
sınava girecek genci izlemek, bir şehrin sabah trafiğini pencereden seyretmeye benziyor; herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor.
-
biz eski çocukları bu zamanın genciyle kıyaslayınca insan bir burkuluyor, onlar sırtlarında çanta değil koca bir memleketin derdini taşıyor sanki. eski markaların o sıcak kâğıt kokusu de yok, kalem de yok, her şey ekranda silik silik dönüyor.
keşke yeşilçam'daki suratlar gibi gülüm oğlum dert etme diyebilseydim, ama hayat öyle filmlerdeki gibi akmıyor artık, elden gelen sadece sırılsıklam dua etmek.