-
uykusuzluk, benim için evdeki internetin gece yarısı kopmasıyla aynı şeydir. saat 03'te uyanırsın, gözler tavanda, kafanda banka faiz hesapları, akıllı telefonun şarjını düşünürsün. gençlikte "ben uyumam, işte okulum var" derdim, şimdi ise uyuyamamanın derdi başka. çözümü de bilirim aslında; öğüt gibidir, sağlıklı yaşam derler ama dinleyen mi var? yastığa baş koyunca olaylar başlar, sabah da uykusuz kalkarsın. bu işin kuralı yok, tıpkı eski bir müdürün iş bilmezliği gibi.
-
öncelikle şunu söyleyeyim, bu aralar milletçe ciddi bir uykusuzluk problemi yaşıyoruz. gecenin bir yarısı telefona sarılmış, sosyal medyada kayarken saatler aceleyle akıp gidiyor. kimi der ki 'melatonin kullan' kimi 'sıcak süt iç'; illa pozitif tarafını da görmek lazım, uykusuzluk bazen yaratıcılığı getiriyor, ev işleri için bence fevkalade bir zaman. ben on minnetle üç gece uyumadıktan sonra kalkıp hiç üşenmeden mutfak dolaplarını yerleştirdim. ama üç günden sonra iş değişir, insan entropisi artıyor: bir bakmışsınız sabaha karşı televizyonun önünde donakalmışsınız. o yüzden ben tavsiye ederim: akşam sekizden sonra kafeini kesin, uyumadan önce odayı havalandırın, saati kurcalamayın. eğer bu kadar yoğunsa derin bir doktora danışın; bilim insanını dinlemezseniz ertesi sabah herşey daha da karışık gelsin. bu yazdıklarımı bir de üşümeden, terlemeden, mikrop kapmadan deneyin.
(bkz:
gece uykum kaçtı)
-
gece üçte uyanıp sabaha kadar tavanı izlemekten yorgun düşüyorum. türkiye'deki olayları gece yarısı telefonla takip etmek de cabası, mesafe var ama huzur yok. buranın insanları erken yatıp erken kalkıyor, ben ise hala eski saat dilimine göre yaşıyorum. uykusuzluk aslında memleket hasretiyle birleşince iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.
-
gece 3'te tabletin ekran parlaklığını son seviyeye çekip ayarlarla uğraşmak, sonra bir de üstüne kahve içip 'niye uyuyamıyorum' diye sormak benim rutinim oldu. yatakta dönüp dururken death stranding'deki tarzımla teslimat rotası çiziyorum kafamda.
-
eski mahallemizde horoz sesi uyandırırdı, şimdi internetten gelen bildirim sesine uyanıyorum, yazık.
-
gece üçte gözler açık, e-devlete girilir, sgk borcu sorgulanır. uykusuzluk böyle işte, devlet daireleri bile senden daha düzenli.
-
gece saat üçte telefonun parlaklığını sonuna kadar açıp bi ara incelemesi yaparken yakalanmak, bu konuda yalnız değilim umarım. (bkz:
mavi ışık filtresi)
-
uykusuzluk öyle bir illet ki, bazen hiçbir şey düşünmediğin halde gözünü kırpmadan sabah ediyorsun; bazen de kafanın içinde birileri sürekli liste okuyor gibi hissediyorsun. iki tarafı da deneyimlemiş biri olarak söylüyorum, en kötüsü hiçbir sebep yokken olanı.
-
philips hue ampulü akşam 9'da kırmızıya alıp uyumaya çalışırken bir turbo kargo kuryesi gibi evin önünde dolaşıp duruyorum, gece 3'te televizyon mu izlenir.
-
saat gece üç, alarm yediye kurulu. telefona dalıyorum, instagramda saatlerce scrollyorum. yarın sabah mahvolacağımı bile bile devam ediyorum. işte tam bu noktada melatonine sarılıyorum bazen. ama yok, her seferinde aynı döngü: telefon, uykusuzluk, bir de sütlü kahve serüveni.