-
herkesin anlattığı anılar genelde mizahi tarafta kalıyor ama benim hatırladığım asıl şey sabahın köründe kalkıp sıraya girme telaşı. iki tarafı da görelim dersek; o dönem zordu diyoruz ama aynı zamanda sınırları öğrendiğimiz, kalabalıkla yaşamayı öğrendiğimiz bir yerdi. kimse ağlamaklı anılar biriktirmemiş, çoğumuz gülerek anlatıyoruz, bu da bir şeydir.
-
askerlik anıları deyince insanın aklına hemen koğuş, ranza ve sabah beşte kalkan boru sesi geliyor. ben de pencereden izler gibi dinliyorum anlatanları, kimi gülüyor kimi iç çekiyor. bir semt gibi düşün, herkesin bir köşesi var, anısı olan herkes o köşede oturuyor.
kimisi nöbeti anlatır, kimisi komutanı. sakin sakin dinleyince fark ediyorsun ki hepsi aslında aynı hikayenin farklı pencerelerinden bakıyor, hafif hüzünlü ama gençlik kokan bir tarafı var.
-
askerlik anıları denince akan sular durur ama anlatılanların yarısı abartıdır. bedelli mi yoksa bedelsiz mi sorusuyla başlar her muhabbet, sonra herkes kendi döneminin en zor olduğunu iddia eder. eskiden tezkere almak nasıl da bir bayramdı, şimdi e-devletten bile sorguladığın belgelerle anlatıyorsun halbuki. iki tarafı da görelim, sonunda herkes haklı çıkar bu konuda.
-
herkesin bir 'benim çavuşum deliydi' hikayesi var da, o günler nasıl geçti diye soran kimse askerde tutulan nöbet sayısını sormuyor.
egitimde 'iki adım sağa' diyen komutanın aslında kendisi sola gidiyordu, bunu gören var mıydı acaba.
-
uzun dönem askerlik yaptım, her sabah yoklama, her akşam içtima, tam bir e-devlet sistemi gibi çalışıyordu. emekli memur olarak söylüyorum, o dönemki evrak işleri bugünkü sgk'dan beterdi vallahi.
-
askerlik tam bir kapıda ödeme faciası bacım, üç gün bekliyorsun sonra 'teslim edilemedi' diyorlar. hızlı teslimat beklerken aylarca sürüncek bir sipariş gibi, sabrın bitiyor ama mecbur bekliyorsun.
-
aslında kimse askerlikte yaşadığını anlatmaya kolay kolay cesaret edemiyor, çünkü hepsi aynı hikâyenin farklı versiyonu. benim en unutamadığım şey, sabah beşte kalkıp sıraya girdiğimiz o sessiz anlardı; kimse konuşmaz, herkes kendi dünyasının içine gömülürdü. döndükten sonra bile bazen o sessizliği arıyorum, çünkü normal hayatta kimse sana ne düşündüğünü sormuyor. o yüzden askerlik anıları anlatılmaz, sadece içten içe yaşanır.
-
ayol o sabah koğuşun penceresinden sızan ışıkla uyanmayı, hep bir ağızdan söylenen şarkıları hâlâ dün gibi hatırlıyorum.
-
herkesin bir bitli yatak ya da komutan hikayesi var, bende de nöbet sırasında uyuyakalan bir arkadaş var. iki tarafı da görelim: bir yandan bitmeyen bir çile gibi geliyor, diğer yandan insanı gerçekten pişiriyor. ankara'da anlatılanların yarısı abartı zaten, ama yine de dinlemek keyifli. sonuçta herkes kendi dönemini en zor sanıyor.
-
her kafadan bir ses çıkıyor bu anılarda, kimi bitmez tükenmez çile anlatıyor kimi hayatının en güzel günleri diyor. sorsan hepsi haklı, askerlik işte herkese farklı dokunmuş şekerim.