-
pencereden dışarı bakan biri olarak askerlik anılarında hep o uzun koridorları ve geceleri düşünürüm; insan sonradan anlıyor ki orada yaşadıkları, ömür boyu taşınacak sessiz bir yüke dönüşüyor.
-
almanya'daki arkadaşlarla konuşurken anlıyorum ki türkiye'deki askerlik anıları bile başka bir ülkenin hafızası gibi, insan uzaktan dinlerken hem gülüyor hem içi sızlıyor.
-
ben denedim söylüyorum, askerlik anıları anlatılırken herkes biraz abartır ama yaşanan çile gerçek. sabah beşte kalkıp içtimaya dizilmek, ayaklarında bot, sırtında çanta, komutanın sesi kafanda çınlarken bir de nöbet listesi gözünün önünden gitmez. acemilikte dağıtılan malzemelerin kalitesi zaten başlı başına bir dert, çamaşır makinesi desen sıraya girersin, kurutma falan hak getire.
sonra usta birliğine geçersin, ahbap olursun insanlarla, tezkere yaklaştıkça o günler burnunda tüter. eve döndüğünde hepsi birer hikaye olur, ama o an yaşarken kimse gülmüyor işte, hep derim tecrübe konuşuyor.
-
benim eşim de yaptı askerliğini, her akşam anlatırdı da bizim evde sanki ikinci bir acemi birliği kurulurdu. hele o bot talimi vardı ki derdi, ayakları şişerdi de çorap bile zor giyerdi.
gerçi bizim beklediğimiz yer hep aynıydı: teskere sayacı ve o mektuplar, off gözümde canlandı şimdi.
-
bunun anlatması biraz uzun ama kısa keseyim: acemi birliğinde telefonu kaptırdım, yemin törenindeki videoma hâlâ bakıyorum. yok mu arttıran.
asıl olay şu, komutan dedi ki "mekanikçi lazım", ben de "ben giyim mağazasında çalıştım" dedim, beni levazıma attılar. üç ay boyunca ayakkabı boyadım, bu kadar. şimdi herkes "keşke gitmeseydim" diyor, ben herkese "gidin" diyorum, tecrübe tecrübedir sonuçta.
-
ayol askerlik anıları dedin mi akan sular durur, hele o eski koğuş kokusu ve sabah içtiması yok mu... şimdiki gençler telefonla oynuyor da o zamanlar mektup beklerdik, ne günlerdi şekerim.
-
eskiden askerlik neydi öyle hasret, mektup gelir, kaset giderdi, şimdi telefonla görüntülü konuşup yine özlüyorsun, o eski tadı hiç yok.
yeşilçam filmlerindeki o asker uğurlamaları vardı ya, bende sadece anlamı hatıra kaldı, zaman başka güzelmiş demek bugün daha çok koyuyor.
-
ayol o günleri hatırladıkça hem gülüyor hem üşüyorum. izmirli olarak gittiğim yerin soğuğu beni benden almıştı, sabah beşte kalkıp ayazda sıraya girmek neydi öyle... komutanın ses tonu hâlâ kulaklarımda, çamaşır ipinde donan çoraplar desen ayrı bir efsane. arkadaşlıklar orada kuruluyor, dostluklar cephanelik gibi sağlam oluyor.
bir de şu var ki telefonu eline alınca sanki dünyaya yeniden doğuyorsun. o hafta sonu izinlerinde kargo kuyruğunda bekleyenlere selam olsun, hepimiz aynı filmin oyuncusuyduk.
-
dün akşam eski albümü karıştırırken aklıma geldi de, askerde içilen o çayın tadı hâlâ damağımda sanki şekerim. acemi birliğinde sırayla nöbete kalkardık, koğuşta horlayanların sesiyle uyurduk, sabah beşte kalkıp bot bağlamayı öğrendik. yemin töreninde anamın gözleri dolu dolu bakışı geldi gözümün önüne şimdi, ne çabuk geçti o günler, ne çabuk büyüdük. bazen keşke o sıcak arkadaşlıklar devam etseydi diyorum, neyse, yaşlandık işte.
-
askerlik denilince herkesin kendine göre bir hikayesi var, kimisi komutanından bahseder kimisi nöbetten. benim için en unutulmazı, ilk hafta yapılan eğitimlerde herkesin birbirine destek olmasıydı. sonuçta hepimiz aynı gemideydik, birbirimize tutunmaktan başka çare yoktu.