-
migros'a girmek, aslında her seferinde küçük bir hayat sahnesi izlemek gibi. kasada sıraya girersin, önündeki teyzenin fişe bakıp 'aaa bu ne zaman bu kadar oldu' dediğini duyarsın, bir yandan kendi sepetindeki üç kalem için hesap yaparsın. ışıklar zemine vurur, raflar dizilmiş rengarenk kutularla sana bakar; şehirli olmanın en sıradan ama en sakin hali işte tam burasıdır belki de.
bazen hava kararmışken çıkarsın, elinde poşet, caddeye bakarsın; apartmanlar, balkonlar, yanan lambalar... hepsi senin gibi bir şey taşıyor içinde. ne aldığını hatırlamazsın ama nedense gidiş gelişlerin, insanın kendi hayatına attığı küçük adımlar olduğunu düşünürsün.
-
migros'un kasasına yaklaşınca içim bir tuhaf oluyor, eskiden mahalle bakkalından ekmek alırdık, şimdi self servis kasada barkod okutuyoruz.
bu tarz yenilikler güzel ama insan yine de bir "abi nasılsın" demek istiyor, neyse ki alışverişi bitirip çıkıyoruz işte.
-
raflar düzenli ve çalışanlar ilgili, buna kimse itiraz edemez, ama reyonlardaki fiyat etiketleri bazen kasada bambaşka bir hikaye anlatıyor, iki tarafı da görelim dedim.
-
'para puan' diye dolaşırsın raflar arasında, sonunda kasiyere bir şey kalırsa ne mutlu ayol. sanki market değil e-devlet kapısı şekerim, hangi karta kaç kampanya bağlı bilsen emekli maaşını oraya yatırırsın, sonra en arka rafta gördüğün indirimi görüp 'ülen tam da buna layıktım bek' dersin bürokraside.
-
migrosun o soğuk ve ferah reyonlarında dolaşırken kendimi bir şehir gözlemcisi gibi hissediyorum, sepetim sanki bana eşlik eden sessiz bir dost oluyor.
-
migros'ta kasa önünde sıra beklerken insanın aklına bin türlü şey geliyor şekerim. rafları geziyorsun, eline alıyorsun, bırakıyorsun, sonra tekrar alıyorsun çünkü indirimli mi değil mi bir türlü emin olamıyorsun. kasiyer kızın yüzüne bakıyorum, benden daha yorgun, benden daha sessiz, sanki ikimiz de aynı hayatın farklı reyonlarındayız.
poşetleri taşırken bir yandan da içimden geçiriyorum, bu kadar şeyi neden aldım diye ama eve varınca iyi ki almışım diyorsun. migros böyle bir yer işte, girince bir şey oluyor insana, çıkınca da bir şey eksiliyor sanki.
-
kasada elli kuruş fark çıkınca fişi bırakıp pınar sütün fiyatını bir daha kontrol ettirdim, elime yapışan bu mavi poşetlerde bile bir asalet var canım. bravo migros, bu devirde zam yapmasan olmazdı ama en azından rafına koyduğun üründe samimiyet var.
-
dün migros‘ta iki tarafı da görmek lazım olay yaşandı, magandanın biri kasiyeri anlamadım diye demediğini bırakmadı. sırada bekleyenlerin bakışı, güvenliğin müdahalesi, çiftliği bir tan war gibi karıştıramadı. benim anladığım arketip: marketplace etkisi yine uranyum. tezgahtar hakkı yine cebinden mi tartışılmalı elbette. başka bir şey yok, poşet konusunda kim fikir versin bilmiyorum artık.
-
migros raflarında gezerken emekli maaşının ne kadar çabuk eridiğini görüyorsun, etiketler resmen zam üstüne zam yapılmış gibi. bu devirde kasa sırasında beklerken insan eski fiyatları hatırlayıp iç geçiriyor, sonunda haklı çıkıyorsun ama kimse dinlemiyor.
-
ben bu migros raflarını çocuklarımla yıllarca gezdim, o zaman kasada gençler buzdolabı poşetini ücretsiz verirdi şimdi soruyorlar. bak evladım, alışverişin sonunda fişi sakla, indirim kuponu takip et, elektronik ödemeye kalkma baştan söyleyeyim.