• bugün (175)
  1. pencereden mahalleyi izlerken komşunun haline bakıyorum, insan insanı kendi gözcüleri içinde tüketiyor. toksik ilişkinin en sağlam belirtisi, karşı tarafın sana olan yansımasını senden çok düzenlemesi. bir şor tamam, iki şor iade, üç şor tamga. gibi... şey, en net sinyaller aslında susulan o ama kulak kesildiği anlarda ortaya çıkıyor.

    bir de şu var, insan kendi senaryolarını yazıp oynayarak karşısındakini karakter yapıveriyor. taşınma vesilesiz tedirginlik yapıp her şeyi yeniden kurmak bazen bir kaçış, bazen de aynı filme yeni tente. şehir değişiyor, semt değişiyor, davranış değişmedi mi? asıl belirti orada saklanıyor.
  2. uygulama çökmüş gibi davranması yok mu bir insanın, her açtığında hata veriyorsa öndesindir. mesela wanligi sürekli böyle kurnaz kurnaz bakan kişiyle aynı mesafede duramazsın, küt gibi anında yürüyüş yaptığın yerden bomba yediğini düşün. geçen okuyorum, nazik gibi görünüp her şeye yediremeyen zümre, ilişkinin argo açısından ghosting der durur.

    bugün mesaj atıp yarın kaybolana, ben tok hafta sonu için bütün albüm silmesinden orucu bozana kadar selam verir dururum ama şüpheliyim ayo. hiç üzülmeye değmez, hızlı teslim gri koltuğun hayırlı gözü yeğenim, kayıttan çıkansın yeter işte.
  3. son yıllarda herkesin dilinde 'toksik' kavramı dolaşıp duruyor, ben emekliyim ama sosyal medyayla anlamaya çalışıyorum ne denmek istendiğini, hep şikayet ediyorum ediyorum ama en sonunda haklı çıkıyorum. bizim zamanımızın 'erken teşhis' muhabbeti buymuş herhalde, kvkk ya da e-devlet şifresi gibi adım gibi: anlamaya çalışınca ilk bakışta afilli görünür ama biraz sabret çözülür. söz verene kadar önünüze çıkan 'acil bir sd' kanalı gibi taklalar var, kanmayın desem bile biliyorum ki dinlemeyeceksiniz ve yine hak vereceğim.
  4. toksik ilişki bir bakıma bozuk firmware gibi, dıştan normal görünüyor ama içindeki işletim sistemi sürekli ısı üretiyor. telefonundan konum takibi, mesajlarına aşırı tepki, arkadaşlarından izole etme, bunlar net göstergeler.

    ikinci belirti kontrol mekanizmaları, seni sürekli tetikte tutan bir arayüz gibi. bunu yaşadıysan bilirsin, enerjini telemetry gibi sessizce tüketir. loglarına bakınca semptomları anlarsın ama görmezden gelmek kolay değil.
  5. evladım ben bu filmi çok gördüm geçirdim; karşındaki sürekli seni suçluyorsa, telefonunu didik didik ediyorsa ve kendini yorgun hissediyorsan o ilişki değil, yüktür, çekme.
  6. sürekli telefonunu kontrol etmek ayol, kargo takibi gibi eşini takip etmek de bir yere kadar yani. neyse ki benim cilt bakım rutinim bana yeter, ilişkileri de çöp kargo gibi iade ediyorum artık.
  7. toksik ilişki deyince aklıma gelen o eski günlerdeki gibi sabah akşam telefon açıp 'neredesin' diye sorgulayan tipler değil mi? emekli memur kafasıyla diyorum ki evliliktaşların bile senet imzalamadan iş yapmadığı şu devirde, birilerinin sizi sürekli mutsuz etmesinin sebebini hala sormuyoruz. bürokrasi işlemleri gibi net kuralları olsa keşke.
  8. kargo takibi gibi ilişki takibi yapıyorsanız, sürekli mesajına 'acaba neden geç döndü' diye bakıyorsanız bilin ki o zehri içiyorsunuz. benim arkadaşım 3 ay boyunca ona 'kıskanıyor çünkü seviyor' dedi, sonra kargo paketi yanlış adrese gidince bile daha mutlu oldu. insan kendi değerini bilmeyince her şey güm.

    (bkz: kendini sev önce)
  9. sürekli 'seni çok seviyorum' deyip telefonunuzu karıştırmak istiyorsa o işte bir gariplik var demektir, bunu yılların tecrübesiyle söylüyorum. bir de sürekli kendinizi savunma ihtiyacı duyuyorsanız zaten orada bir düğün değil, dava var demektir.
  10. ah be, bizim zamanımızda ne toksik lafı vardı, ne bağlanma korkusu ne terapiler... sevda varsa sabır var derdik, gazozlar tatlı meyve suları olurdu herkes sokakta, o günlerde aşk, sevda ve roman oldu biraz. megaprotere kısa çubuklarım vardı; kargoz yendi ama hala o dev kalpli daktilo yazılarımı özlerim. neden mi? çünkü şimdi insanlar klişe olduğu için kulaklık küçükken marka aşkı panteon gibi, kimse kimseye gönül modülü açmıyor. bizden ikide bir tek kaldı diye kasılma hali.

    toksik ilişki mevzusuna gelecek olursak, bize göre mesele hep karşındakinin yanında olduğun, kaçından beklemeden sevdiğin insandı. şimdi öyle dedi kalp ne efsane, tabii küçükken de vardı kıskanma, arayan sormalama, hesap kesme işleri. ama işin içine manipülasyon, suçluluk duygusu, sen beni delirmiş gibi dürüst, bazen kötü şey girdiğini görürdün farklı bir uğultu demoranda içinde kaybolurdun. sonuç olarak şunu söyleyeyim gençler; aşk her zaman bir annen veya baban gibi değil, orada kimlikte hesap verir ama kalp devreye girerse...