• bugün (162)
  1. ben yıllardır erken yatıyorum da bana sorarsan telefonu yatarken elinden bırakacaksın, o olmadan uyku da olmuyor. gençlikte önemsiz sanırsın ama bu iş birikince ileride insanı mahvediyor, dikkat edin.
  2. gençken az uyku insana enerji gibi görünür ama yaş ilerleyince anlar insan uykusuzluğun bir eksiklik olmadığını, gövdeye yıllar içinde verilen sessiz bir borç olduğunu.
  3. uyku gelmiyor, gelse e-devlet şifresi gibi bir türlü sistem kabul etmiyor. ne yapsam, ne etsem, sabah yine aynı yüzle uyanıyorum.
  4. geceleri uykusu tutmayanlar iyi bilir, sabaha karşı bankadaki hesabı düşünmeye başlayınca kafa iyice allak bullak olur. söyleyeyim, telefonla oyalanmak uyku getirmiyor, erken yatıp düşünmeyi bırakmak her şeyden hayırlıdır.
  5. gece 3'te telefonu kapattım diyorum, bi bakıyorum 4 olmuş hâlâ ekrandayım. kargo takibi yapayım diyorum, uygulama yavaş açılıyor derken uyku kaçıyor zaten. sabah alarm çalıyor, ben ise sanki dün yeni doğmuş gibi yorgunum.
  6. saat üçte tavanı izlerken aklına şehir kalabalığı, iki sokak öten araba alarmı ve yıllaaar önce taşındığın evin boş banyosu geliyor, diye yazacaktım da kendimi tutayım dedim. bakınız içi: bu cüretler
    sonraki gün hiç uyanmamış gibi billurlanıp aynı terlik. maalesef hayat boyle ayol.
  7. uykusuzluğu iki taraflı görmek lazım; bir yandan sağlıksız bir döngü, öte yandan insana düşüncesini toparlama imkânı veriyor gibi geliyor. ankarada kış boyunca erken kararan hava, yazın apartmanın gürültüsü derken düzen bir türlü oturmuyor. ekranı geç kapatmak, kafeini kaçta kestiğini unutmak falan... kendi adıma deneyip gördüğüm şey basit: yatmadan iki saat önce telefonu bırakınca daha kolay dalıyorum.

    ama uzun sürerse ihmale gelmiyor, bir hekime görünmek şart. uyku apnesi mi, anksiyete mi, tiroid mi, faktör çok. ben ne 'benim yatağım yanlış' diyen tarafı ne de 'tak diye uyursun' diye akıl veren tarafı ikna edici buluyorum. deneyin, kayıt tutun, iki haftalık bir günlük bile doktora yol gösteriyor.
  8. gecenin bir yarısı yatağın içinde dönüp dururken sanki bütün dertler bir bir gelip yastığa oturuyor, hiçbiri de gitmiyor. en çok da kimsenin görmediği o sessiz yorgunluk yoruyor insanı.
  9. almanya'da bu saatte hâlâ gözüm açık otururken memleket saatiyle kimin kaçta yattığını hesaplıyorum, özlemek de uyut dedim de pek dinlemedi.

    bu tarz bakınız uzaktan ülke gurbetçi halleri
    bu tarz bakınız iki ülke arası saat farkı
  10. bu memlekette uyumak da mı devlet işi oldu diye düşünüyorum, gece gözlerimi kapattığımda sıcak basıyor, tarifeli uyku sistemim yok oldu gitti. eskiden faturaya bakar uyurdum, şimdi uyumak için sağlık bakanlığından randevu almam gerekecek sanki. demek ki her işin bir kuralı var, uykusuzluğun da kendine göre bir bürokrasisi!