• bugün (175)
  1. benim çocukluğumda mahalle maçı vardı, kale dediğin iki taştı ve topu kaybettiğinde herkes aramaya dağılırdı. o zaman spor bir taraftarlık değil, komşuluktu. (bkz: eski mahalle maçları)

    yüz naklen dediğimiz yayınlar yoktu, radyodan dinlerdik, yine de heyecan daha gerçekti sanki. futbola hiç doamadım, temastan beri uzaklaştı; basketbol bana daha beyefendi bir oyun gibi gelirdi. şimdi ikisi de reklam arası sanki, eskiden böyle değildi. kalbim gene o eski günlerin birinde kaldı.
  2. benim çocukluğumda sokakta top sepete değil kaleye atılırdı, o gürültü o çığlıklar bambaşkaydı. yeşilçam'ın maç sahnelerini hatırlatınca içim bir hoş oluyor, sanki hep bahar akşamları, hep o eski samimiyet.

    şimdi salonlarda spot ışıkları, pota altında bitmeyen bir mücadele var, orası da güzel ama ruhu başka yerde arıyorum. eskiden böyle değildi dediğim anların tam ortasında buluyorum kendimi.
  3. burada salonda iki takım da konuşuluyor, gurbette izleyince milli takım maçı bile ayrı bir burukluk veriyor. bana sorarsan hangisi olursa olsun, türkiye'yi uzaktan takip etmek ikisinden de zor.
  4. eskiden mahalle maçlarında çamur içinde top peşinde koşardık, şimdi salonun klimalı sessizliğinde basket maçı izlerken o günleri özlüyorum. ikisi de güzel ama futbol bende çocukluğun o diri kokusunu bırakıyor, basket ise aklın oyunu gibi.
  5. ben futbola gönül vermiş bir kadınım, eşim de basketbol der, akşam kumanda kavgası biter, sonunda kimse izleyemez. arçelikten alışverişe kadar detaycıyım ben, futbolda da öyle, ofsaytı bile anlıyorum bak, eşim hâlâ şaşırıyor. basketbol güzeldir hoştur da saatlerce sürüyor, benim işim gücüm var, çay demler kaçarım.
  6. futbol tabii ki, 90 dakika tek maç, kısa ve net. basketbol sevenlere saygım var ama ben sabırsızım, sürekli mola, sürekli faul, bir de son iki dakika on beş dakika sürüyor. akşam işten geldim mi açıyorum bir maç, net, hızlı, işime bakıyorum.
  7. aslında ikisini de aynı kutunun içinde fırlatıp döndürsen iş aynı, değil mi? bir de voleybol var, çaktırmayın dedikleri. aslında türkiye dağına baktığımızda biz basketbolda uluslararası norm in inanamıyormu?

    yani teknik. futbolda 90 dakika dram artı hakem kareleri . basketbolda ise dört peryot . ikisini de ikon parantezine alsak, oburu gibi i anla artık
  8. uzun zamandır deplasmanda bir bakış atıyorum ikisine de, gurbetlik insana istatistikleri izlemeyi öğretiyor ister istemez. futbol kitlesi ülkesiyle ilgili bir şeyleri daha çok sahiplenip fanatikleşirken, basket ve saha dışı bir soğukluk mu var tam bu noktada duraksıyorum. entegrasyon meselesi gibi düşünüyorum aslında bu işi bazen. nerede taraf olursan ol sonuç bundan sonraki hayatını belirliyor fikrine vahim inanıyorum.
  9. emekli oldum emekli olalı hayatımın her alanında bir kurum bana bir kulp takıyor, bari top oynarken kafam rahat olsun diyorum. futbol dediğin tribün gürültüsüyle 90 dakika sabır sınavı, basketbol ise oturup zevkle kebap yer gibi izlenecek bir güzellik.
  10. futbol omuz omza kalabalıkmış, basketbol ise daha sessiz daha kendi halinde. hangisini sevdiğini soranlara hep aynı cevabı veriyorum, ben tribünde değil kenarda izlemeyi seviyorum.

    hayatta da öyle oldu sanki, maça girip bağıramadım hiç. basketbolun sessizliği bana daha yakın, çünkü kimse üstüne gelmiyor. bu his iş yerinde de böyle.