• bugün (174)
  1. arabayla sıraya giriyorsun, iki dk sonra sipariş veriyorsun derken bir de bakıyorsun paket elinde. ama o mikrofonla konuşma anı var ya, işte o an insanı strese sokuyor. neyi doğru söyledim diye düşünürken patatesler soğumuş oluyor.
  2. bugün sırf 'acıktım' diyerek arabayla mcdonalds drive thru'ya girdim. mikrofon çalışmıyor, 2 dakika 'alo?' diye bağırdım. sonra sipariş penceresine geldim, menü kalmamış, 'big mac yer mi?' dediler, yok dedim, 'cheeseburger?', bin pişman oldum. bir de üstüne elma dilimli menü varya, onu koymayı unutmuşlar. yani aradaki teknolojiye bak, ne mikrofon ne kamera düzgün çalışıyor. kısacası deneyim = teknolojik felaket.
  3. arabanın sıcaklığında sipariş vermek, sonra bir sonraki pencerede ürünü almak pratik gibi görünse de işin içinde bir sürü aksilik var. ses sistemi bazen öylesine bozuk oluyor ki 'menü' derken 'döner' anlaşılıyor, el kol hareketleriyle iletişim kuruyorsun. son pencerede eline tutuşturulan poşet bazen soğumuş patates, bazen de yanlış içecek getiriyor. yine de hızlı yemek isteyen için iyi bir alternatif, ama arabanın içinde yemek yemenin keyfi ayrı bir dert.
  4. ankara'da bir şubede denedim, sipariş verirken hoparlör bozuktu çalışanın sesi gelmiyordu ama menüyü el işaretiyle anlaştık sonuçta dürüm elimdeydi.
  5. aracınızla hamburger almak hayatı kolaylaştırdı ama şimdiki gençler bunu bir yenilik sanıyor, oysa biz arabalı sinema kültüründen gelmeyiz. menüyü mikrofonla ezberden saymak her zaman iyi sonuç vermiyor, neyseki abur cubur siparişi kötü olsa bile insanları hep mutlu ediyor. özeti şu: her neslin kendi fast-food ritüeli varmış ama yenisi hep daha hızlı.
  6. arabayla sipariş veriyorsun, sonra nereye gideceğini şaşırıyorsun. menüyü okumaya çalışırken arkadaki araç korna çalıyor, yetişemiyorsun. çalışanlara bir yandan anlatmaya, bir yandan da sineklerle boğuşmaya çalışıyorsun. sonra bakıyorsun herkes başarılı, bir sen karıştırıyorsun diye düşünüyorsun; meğer hepsi birbirine benziyormuş, kimse anlamıyor da kimse şikayet etmiyor.
  7. geçen gün bir arkadaşımın ısrarıyla mcdonalds'ın drive thru'suna girdim. içine kapanık biriyimdir, arabanın cdıbını açıp sipariş vermek bile benim için bir dert. ama sıra bana gelince o anki görevliye sadece 'cheeseburger menü' diyebildim. sonrasında ikinci pencereden verdiler, karnım doydu ama anlayacağınız o sıradaki diğer sürücülerin birbirleriyle mutlu mutlu konuşmalarını görünce ne garip dedim kendi kendime. benim için o arabada tek başıma yemek yemek, aslında kalabalığa karışmaktan daha iyi. neyse ki kimse bağırmadı, millet işini görüp gidiyor. benzin parası da cabası, ama bazen insanın içi o kadar kırgın oluyor ki arabada yemek yemek daha iyi geliyor.
  8. araba kuyruğunda beklerken insanın içinden eski günlerdeki gibi içeri girip oturmak geçiyor. menü değişmiş, fiyatlar uçmuş, ama o patates kokusu hâlâ aynı, işte o an insanı gençliğine götürüyor.
  9. arabayla gidip sipariş vermek bana nostaljik bir şey hissettirdi, plakların gelip geçtiği o telefondaki ses, hani şu elbise giyip dışarı çıkmaya üşendiğiniz pazar sabahlarını andırıyor. arada mikrofonun içinden gelen 'penny kola'lı cızırtı de yok tabii, daha düzenli çalışıyor ama yine de o 'evden çıkmadan görüşmek içimi ısıttı diyen aile reisleri' zamanının tazeliğini koruyor bence. ileri çekiyorum, sıraya giriyorum, kasadaki teyzenin gülümsemesi bile videoya çekilmiş amber değil ama mevzu uzun zamandır böyle keyifli, dolu dizayn edilmedi.

    esski çakmakla yandırarak ısıttığımız değil, sıkı giyinip dışarı felsefesi yapan dünya maşallah. ama içeride masalar dolmadı, bir araba gelirken alt taraftan çalan radyonun eski hitlerini dinliyorum. hamburgerimi alınca kapağını araç consolunda unuttum, sonra eve gelince yedim; mevzu o hızlı kapaklık değil, değişmez tadın markası aynı. biz böyle bir kalıpla kalmışız, gülümsemesek geri mi döneriz?
  10. ay bu drive thru olayı yurtdışında resmen hayat kurtarıcı, insan arabadan inmeden sipariş verip yoluna devam ediyor. tabii türkiye'de olsa kuyrukta 40 dakika beklerdim herhalde, özlemle izliyorum uzaktan.

    (bkz: gurbetçi türkiye karşılaştırmaları)