-
oğlum bana soruyor 'baba ne okuyayım' diye. ben de diyorum ki, evvela bir 'satranç' oku, stephen zweig'in şu kısacık romanı var ya, işte o bile herkese ders verir. ama yok 'uzun sürüyor' diyorsan, orhan pamuk'tan 'benim adım kırmızı' al eline de beceriksizliğinle yüzleş.
-
hem bilişim terimleri hem roman ararsan ikisi bir arada olsun dersen ben yine de kalkıp strugatsky kardeşlerin bir kitabını söylerim. mevzu sadece eğitim ya da tavsiye değil, sırf dijital göçebelik olsun diye eski bilimkurgu klasiklerini görmek faydalı. bunun dışında her sene binlerce basım çıkıyor; çerez tadında bir şey arıyorsan o kadar zorlamayayım. bazen kişisel kütüphane uygulamaları bile yetmez oluyor liste tamamlanmıyor.
-
şu e-devlet'ten emeklilik işlemlerini takip etmekten kitap okuyamadım, ama kafka'nın dava'sıyla aramızda pek fark yok, onu anladım.
-
millete kitap önereceğime sgk'nın sitesini güncellemesini öneririm. ama illa soruyorsan küçük prens her yaşta okunur.
-
teknoloji meraklısı biri olarak liste hastalığını da ekleyelim. internette 'mutlaka okunması gereken' başlığı altında tonla liste var, geçen yıl bunlardan on tanesini okudum ama yarısı 'bir kenara not alınır, ama şart değil' cinsindendi. aslında okunması gereken kitaplar insanın kendine sorması gereken sorulara göre değişir, o yüzden başkasının listesine körü körüne güvenme derim.
-
eskiden olsa 'sistem yoğun, bekleyin' yazardı, şimdi ise doğrudan çökmüş oluyor. iki gündür takip numaramı giriyorum, ekranda bir dönüyor çark. döne döne sinirlerim bozuldu, en sonunda aradım müşteri hizmetlerini. kadın 'hata var, ama biz biliyoruz' dedi. biliyorsan düzelt be kadın, her şey e-devlet'te mi sandın?
-
pencerenin önünde bir oh çekişle başlıyorum bu akşam: martı jonathan livingston'u okumuştum dört sene evvel, yeni bir baskısını gördüm geçen gün d&r'da. aslında bazı kitaplar sadece bir kanat sesidir; tüyleri birbirine değmez ama bir ferahlık duygusu bırakır. yeniden sessiz bir park kenarında okumak için bu hafta kahvenin yanında başucuna koyuyorum istanbul hatıralarını, bu kentte yaşadığın her an biraz hüzün katmaz mı sandalyene, o yüzden 'geceleri not alınırken' serisinin kitaplarını da iki senedir bekliyorum rafta. şimdilerde sade rafları dolduran yalın cümleleri, günlük hayatın karmaşası incelirken gerçek anlamda yanına alınan kitapları tavsiye ederim. ben yıllardır hiçbiri kitaplara yetişemiyorum ama kütüphane sandıklarındaki yorgun pikniklere inat, biraz da sessizlik dilerim sayfaların arasında.
-
uzun zamandır kimsenin yüzüne gülümsemediği bir dönemde kitap okumak iyi geliyor. çok satanlar listesi aldatıcı, daha derin kitaplara yönelmek lazım mesela sabahattin ali.
-
herkesin hayatında bir kere okuması gerekenleri derlersek gerçekten çok şey var ama biraz da anlamsız abartılı öneriler de mevcut.
-
şimdi ben yılların eskimeyenlerini bilirim. mesela 'çalıkuşu', yok böyle bir şey. feride'nin çektiği çileler gençliğimi okudu. bir de o eski basımlar vardı, kağıdı yaldızlı değildi sadeydi, kapağına dokunurdun nereye gitti bilinmez. şimdi her şey parlak ciltli, reklam gibi. o kitabın sıcaklığı yok. çocuklara da zorla okutuyorlar hani, bana mı öyle geliyor? yine de sıralanacak olsa rafın başköşesine koyarım.